Dördüncü kuşak Ambassador modeli olarakta bilinen 'The Golden Anniversary Pininfarina Nash' isminden de anlaşılacağı gibi Pinin Farina tarafından tasarlanmıştır. 1952 yılında piyasaya sürülen bu modeller 1954 yılına kadar neredeyse hiçbir değişikliğe uğramadan güncelliğini korumayı başarmıştır.
Kore Savaşı sebebiyle ülke genelinde ortaya çıkan ekonomik kriz sonucu tüm otomobil üreticilerinde olduğu gibi Nash firmasının da satışlarında keskin düşüşler yaşanmıştı. Savaşın bitmesiyle iki büyük otomobil üreticisi Ford ve Chevrolet tam anlamıyla bir piyasa savaşına girmişlerdi. 1954 yılında Ford ve Chevrolet sipariş olsun ya da olmasın tüm bayilerine araç göndermeye başlamıştı, hiçbir beklenti içinde olmadan. Ford ve GM'nin bayileri aynı zamanda büyük ve güçlü finans kaynaklarına ve desteklerine sahiptiler ve çok büyük indirimlerle bu otomobilleri kolaylıkla satabilmekteydiler. Bu satışlar Amerika'nın daha küçük çaplı otomobil üreticileri olan Hudson, Kaiser, Packard ve Studebaker gibi firmalar için batış çanları çalmaya başlamıştı.
Nash'da bu firmalar arasında önde gelen isimlerden biriydi. 'Airflyte' modeli firmanın işte bu zor günlerinde 1955 yılı Nash'ların makyajlanmış hali olarak Edmund E. Anderson tarafından tasarlanmış ve satışa sunulmuştu. Yeni Nashlar oval ve sürücünün etrafını saran ön cam ile yepyeni bir ön tasarıma kavuşmuştu. Bu yeni tasarımlı Ambassador modelleri aynı zamanda ilk defa V8 motora sahip olmuşlardı. Bu motor Packard tarafından sağlanmakta ve yine Packard tarafından üretilen otomatik bir şanzıman ile desteklenmekteydi.
1956-1957 yılları arasında Ambassador modelleri aracın arka kısmında yeniliklere ve 2-3 farklı tonda karoser rengi gibi değişikliklere sahne oldu. 1957 modeller ilk olarak standart sunulan dörtlü far sistemine sahip olan modellerdi. Nash Ambassador modeli Nash firması tarafından üretilen 'Weather Eye' marka ısıtma ve soğutma sistemine sahipti. Bu sistem isteğe bağlı olarak Nash firmasının klima sistemi ile birleştirilerek araç için daha konforlu bir atmosfer yaratılabiliyordu.
Aynı dönemde Amerika'da klima sistemleri opsiyonel bir özellik olarak sunulmaktaydı ve klima sistemleri ağır ve devasa boyutlarından ötürü aracın bagajına montajlanmaktaydı. Aracın içine hortumlarla taşınan hava bu transfer sırasında bağlantı noktalarındaki kaçaklarla veya küçük hücresel yırtıklarla kayba uğramaktaydı. Nash'ın kullandığı sistem tüm üreticilerin kullandığı sistemlerden daha ucuz, daha ufak ve kolaylıkla motor kaputunun altına monte edilebilmekteydi. Sisteme olan yakınlığı sayesinde soğuk havayı aracın içine kolayca transfer edebilmekte ve havayı temizleyebilmekteydi. Sistem diğer firmaların sattığı fiyatın neredeyse yarı fiyatına satılmaktaydı.
Firma finansal sorunlara dayanamayarak yine benzer sorunları yaşamakta olan, 'American Motors Corporation (AMC)'nin alt firmalarından olan 'Hudson Motor Car Company' ile 14 Ocak 1954'te şirket evliliği yaptı. Tüm Nash ve Hudson bayileri bu evlilikten sonra iki firmanın genlerini taşımakta olan 'Rambler' marka otomobilleri satmaya başladılar. Kıdemli Nash ve Hudson modellerinin satışına Rambler firmasının modelleri olarak devam edildi. Bu sayede satışlarını arttıran Rambler marka otomobillerin arasında Ambassador modelleri de bulunmaktaydı.
Son Nash Ambassador modeli 1957 yılında 'Kenosha-Wisconsin (Amerika'da bir bölge)' serisi olarak üretilmiştir. Fakat, lüks otomobiller arasında olan Ambassador modeli 1974 yılına kadar Rambler ve AMC firmalarında farklı tasarımlar ile varlığını sürdürmüştür.
Nash Ambassador'un modelleme ayrıntılarından bahsetmeden önce, bu parçanın bizlere son günlerde yayınlanmaya başlanan bir otomobil reklamını çağrıştırdığını hemen söyleyelim. '....ihtiyacım yok, sadece sahip olmak istiyorum... '. Bize göre 1952 Nash'ın bu iddiası, döneminin otomobilleri dikkate alındığında alışılmadık ve devrimci tasarım özelliklerinden kaynaklanmakta. Bir de buna özenli ve uygun ölçeklendirilmiş modelleme özelliği eklendiğinde Nash Ambassador deyim yerindeyse biz modelcilerin iştahını kabartacak bir parça özelliğini kazanmış. SunStar'ın bu modeli Platinum Serisinde üretmekle die-cast koleksiyonerlerini çok mutlu edecek bir nokta vuruşunu yinelediğini düşünüyoruz, tıpkı 1958 Buick Limited, 1955 Pontiac Star Chief ve 1966 Citroen DS19'da olduğu gibi.
Gelelim bu lüks sedanın modelleme ayrıntılarına; Bu modelde plastik parçaların düzgün nikelajları ve gövde boyasının başarısı ilk göze çarpan artıların başında gelmekte. Nash Ambassador'un daha ön açıdan verdiği ilk pozda bile bizi çok etkilediğini söylemeliyiz. Son derece başarılı modellenen far, sinyal ve sarı renkli ekstra aydınlatma lambaları model için olumlu bir referans oluşturmakta. Çapaksız ve ustaca nikelajlanmış panjur, tampon ve kapak üzeri arma ise modelden alacağımız keyfin ciddi boyutlara ulaşabileceğinin adeta habercileri. Artık bir SunStar Platinum klasiği haline gelen hareketli cam sileceklerine ek olarak bu modelde sıradışı hiç alışılmadık bazı ayrıntılara da rastlamak mümkün. Sürücü tarafına yerleştirilmiş projektör ve ön cam üzerindeki güneş siperliği bu sıradışı detaylardan sadece ön kısımda bulunanları.
Ambassador'a arka kısmından baktığımızda arka cam sileceği bizleri biraz hayrete düşürdü, neden mi? Arşivimizdeki arka cam sileceğine sahip tek dört kapılı sedan 1952 Nash olduğu için... Öndeki kadar başarılı arka tamponu, yarısı nikelajlanmış stopları, metal transfer yazıları, ikiz geri aydınlatma lambalarını, nikelajlanmış egzost çıkışını ve kolay işleyen bir bagaj kapağını bu modelde görmek açıkcası bizleri pek şaşırtmadı. Çünkü bu kadar çeşitli aksesuarın bir modelde bu denli başarılı ve eksiksiz olarak sergilenmesi bu parçadan beklentilerimizi çok yüksek boyutlara tırmandırdı.
Nash Ambassador yandan verdiği pozda da hala sıradışılık iddasını inatla sürdürmekte. Nash'ın kapalı ön ve arka çamurluklarını sadece döneminin değil
değil tüm Amerikan otomobil tarihinin en cesur tasarım girişimlerinden biri olarak algılamak sanıyoruz abartılı olmayacaktır.
Çamurluk altı hizasından başlayıp kapı eteklerinden devam eden ve iki tamponla temas halinde sonlanan nikelajlı çıtalar modeli boydan boya çevrelemekte. Başarılı jant kapakları, beyaz yanaklı lastikler ve ön çamurluktaki metal transfer logolar yine modelin başarılı olarak niteleyebileceğimiz ayrıntıları arasında. Bütün bunlara gövdeden farklı tondaki tavan rengi de eklendiğinde, bu modele hakkını vermek adına ortaya çıkan görüntüyü 'MUHTEŞEM' olarak duyurmayı uygun görüyoruz.
Nash Ambassador modelinin kabin içi detaylandırması da gerçeğindeki zengin aksesuarların çoğunu barındırmakta. Bunlardan en ilginç olanı, tamamen arkaya katlanıp aracın içerisini iki kişilik bir karyolaya dönüştüren ön koltuk sırtlıkları olsa gerek. Hareketli arka kol dayama aparatı, göğüs üzerine aktarılmış yine metal transfer logolar, hareketli güneş siperlikleri, kapı içi döşemeler, kontrol kolları ve direksiyon simidi, saat, radyo ve şık tavan kabin içi modellemesine dair aktarabileceğimiz diğer detaylar arasında bulunmaktadır.
Modelimizin motor kapağı çok kolay hareket edebilmekte ancak kısıtlı bir açıda açılabilmekte. Motor kapağı bu hareketini çift eklemli olarak tasarlanmış ve ustaca montajlanmış uzun menteşeleri sayesinde gerçekleştirebilmektedir. Aracın motoru detaylandırılırken hiçbir zahmetten kaçınılmamış, motor bütün parçalarıyla birlikte neredeyse eksiksiz olarak sergilenmiştir. Motordaki renklendirmeler ve etiketler orijinaline sadık kalınarak, kalıp kalitesi yüksek plastik parçalarla birlikte, modeldeki kalite bütünlüğünün devamı adına ustaca sergilenmektedir.
1952 Nash Ambassador modelinin bagaj kapağı kaldırıldığında halı kaplı taban döşemesi ve yedek lastik görmek mümkün olmaktadır. Elimizdeki modelin hareketli parçalarında ve boyasında hiçbir problem göremediğimizi de bu parça için aktaracağımız son notlar arasına alıyoruz.
Ambassador modeli için son söyleyebileceğimiz ise sadece şundan ibarettir, HERKES GÖRMELİ...