William L. Mitchell olarak da bilinen General Motors’un 1930’lu yıllarından 1977 yılına kadarki döneminde  ün yapmış  önemli tasarımcılarından biri olan Mitchell 65 yaşında firma tarafından emekli edilmiştir. 2 Temmuz 1912 yılında Pennsylvania’da doğan tasarımcı bir Bucik bayisi babanın oğludur. Çok genç yaşta New York’a gelen Mitchell sanat alanındaki yetenekleri sayesinde reklamcılık alanında iş bulabilmiştir. ‘Barron Collier’ olarak bilinen firmada çalışmaya başlayan tasarımcı MG otomobillerinin Amerika’da yayınlanacak reklamları üzerinde çalışmıştır. Harley Earl tarafından 1935 yılında General Motors’un yeni bir departmanı olan ‘Sanat ve Renk Bölümü’nde göreve alınan Mitchell kısa sürede yaptığı yarış otomobili çalışmaları ile Earl’ün dikkatini çekmeyi başarmıştır.

Mitchell  çalışmaları ile, hem kendi hem de Harley Earl’ün başarılarını ve ününü arttırmayı başarmış hatta Harley Earl bu sayede firmada bir basamak daha yükselmiştir. Earl, Mitchell’in fikirlerinin tasarımların başarı noktası olarak her defasında altını kalın bir şekilde çizmiş olsa da bu iki tasarımcının tasarım felsefesi birbirlerinden tamamen farklıdır. Earl şişkin ve krom kaplamalı parçalarla aldatıcı bir görselliği tercih ederken, Mitchell yumuşak hatlara sahip daha heykelimsi süsten yoksun tasarımları tercih etmekteydi. 50’lerin başında bu iki tasarımcının ortaklaşa çalışması ve tasarımların bu iki felsefe doğrultusunda ortaya çıkması dönemin tasarım mantığına tam oturmuştu.

1963 Buick Riviera60’lara gelindiğinde Mitchell yeni bir tasarım ortaya koydu. Bu tasarımda sürücünün dışarıyı görme yetisi daha da artmıştı. Mitchell 1963 Bucik Riviera tasarımının çalışmalarında ekibindeki tasarımcılardan Rolls Royce ve Ferrari tasarımlarının harmanlanmasını istemişti. Otomobil tarihinde son derece popüler olan bir hikâyeye göre Mitchell’in 1963 Riviera modeli üzerindeki ilk fikirleri Paris seyahati sırasında hayalinde canlanmaya başlamıştı. Ancak bu tasarımın aslında Cadillac serisinin yeni üyesi ‘La Salle’ ya da ‘Bebek Cadillac’ için tasarlandığı da söylentiler arasındadır. Bahama Adalarında su kayağı yaptığı sırada karşılaştığı bir köpek balığı ileride onun Corvette Shark şov aracı ve Corvette SS’i otomobil dünyasına kazandırmasına neden olmuştu. 1957 model Buick ve 1963 Corvette Stingray Coupe modellerinde uyguladığı parçalı arka cam tasarımı ne yazık ki tutulmamış ve tüketiciler tarafından tepkiyle karşılanmıştı.

1957 BuickMitchell farklı bir insan olmadığını kanıtlamak istercesine parti ve alkol insanı olarak tanınmaktaydı. Otomobil endüstrisi dışında aynı zamanda sanatla da uğraşmaktaydı.

1973-1974 yıllarındaki petrol krizi sonrası küçük otomobillere olan ihtiyaç ve talep hızlı bir şekildeartmıştı. Mitchell General Motors’un bu konudaki çalışmalarını izlemiş son birkaç çalışmada da paylaşımda bulunmuştur. Nitekim, konu bu küçük sınıf otomobillere geldiğinde Ed Cary’in kaleminden çıkan ‘Chrome Colossus; General Motors and Its Times’ adlı kitapta Mitchell şöyle demektedir, ‘Küçük otomobiller Votka gibidir. Eminim ki insanlar onları kullanmayı deneyecek ancak bu küçük otomobiller insanlarla kalmak istemeyeceklerdir'
.




Virgil Max Exner, Amerika’da birçok firmada çalışmış özellikle Chrysler ve Studebaker firmalarındaki tasarımları ile dikkatleri üzerine çekmiş bir otomobil tasarımcısıdır. ‘Forward Look’ yani ileri bakış formlu ön görünüm tasarımının yaratıcısı olan Virgil Exner aynı zamanda kuyruk tasarımlarıyla da ün yapmıştır.
 
1909 yılında Michigan yakınlarında dünyaya gelen Exner, çok erken yaşlarda otomobillere ve sanata olan ilgisini ailesine hissettirmeye başlamıştı. Indiana’daki Notre Dame Üniversitesi Sanat Bölümü’nde eğitim gören Virgil Exner 1928 yılında okul ücretlerini ödemekte zorluk çekmesinden ötürü ikinci sınıfın sonunda okulu bırakmıştır. Reklâm tasarımları üzerine çalışmaları olan bir sanat stüdyosunda iş bulduktan sonra 1931 yılında Mildred Marie Eshleman ile evlenmiştir. 1933 yılında bir çocuk sahibi olan Exner o yıllarda Studebaker marka kamyonların reklam tasarımlarını yapmaktaydı. 1940 yılında dünyaya gelen ikinci oğlu Brian bir kaza sonucu hayatını kaybetmiştir.

Exner, Harley Earl tarafından keşfedildikten hemen sonra General Motor’da iş bulmuş ve henüz 30 yaşını doldurmamışken Pontiac firmasının bir çok tasarımında görev almıştır. 1938 yılında buradan Raymond Loewy endüstriyel tasarım firmasına transfer olan Exner 2.Dünya Savaşı sürecinde askeri arazi taşıtları ve askeri amaçlı otomobiller tasarlamıştır.

1947 Studebaker StarlightExner 1944 yılında Loewy firması tarafından işten çıkarıldıktan hemen sonra Studebaker tarafından adeta havada kapılmıştı. Exner, İkinci Dünya Savaşı sonrası üretilecek ilk Studebaker modellerinin dizaynları üzerine çalışmalara başlamıştı. Reklamlarında efsanevi bir isim olan Raymond Loewy’in yer aldığı 1947 model Studebaker Starlight Coupe tasarımının son tasarımaları da Virgil Exner imzasını taşımaktaydı. Bu çalışmasından sonra tasarımlarının patentini alarak bu konuda bir ilke imza atan Exner firmada yaşadığı sıkıntılar sonrasında Studebaker’dan  ayrılmak zorunda kalmıştı.  Yeniden işsiz kalan Exner, Roy Cole tarafından Ford ve Chrysler firmalarına tavsiye edilmişti.

1949 yılında Chrysler Gelişmiş Tasarım Ekibi ile çalışmalara başlayan Exner, Cliff Voss ve Maury Baldwin ile aynı masaları paylaşmıştır. Ayrıca bu ekibe Carrozzeria Ghia otomobil firmasından Luigi ‘Gigi’ Segre’de destek vermiştir. 1952 model Chrysler K-310, Chrysler Elegance ve Desoto Adventurer gibi Chrysler Ghia tasarımları bu ekibin ürünüdür.

Exner’in otomobil tasarımları üzerindeki kalıcı etkileri ve yarattığı yeni akımlar tartışılmaz bir gerçektir. Exner Chrysler firmasında çalışmaya başlamadan önce otomobillerin dış tasarımları genelde mühendislerin elindeydi. Bu durum eski moda kutu şekilli basit otomobillerden başka tasarımların ortaya çıkmasını büyük ölçüde engelliyordu.  Bu durumu değiştirmek ve modelleme/maket çalışmalarının tasarımcılar tarafından yapılması için Exner büyük çabalar göstermiştir. Bu mücadelesinin sonunda da ilk olarak Dodge Firearrow konsept otomobili ortaya koymuş ve bu model Ghia tarafından hayata geçirilmişti.

Harley Earl’ün uçak tasarımlarından esinlendiği büyük kuyruklu tasarımları 1948 model Cadillaclar da boy göstermeye başlamıştı. Bu tasarımları iyi bir şekilde inceleyen Exner, bu kuyrukları daha da büyütmüş ve ‘kimin kuyruğu büyük’ yarışında boy göstermeye başlamıştır. Bu büyük kanatların aerodinamik ve estetik açıdan otomobiller için büyük artılar oluşturacağını savunan Exner yanılmamıştı. 1955 yılı ve sonrasında Chrysler 300 Series ve Imperial  hem bu tasarımların ilk örneği hem de bükülmüş ön camın kullanıldığı ilk Amerikan otomobilleri olma ününü elde etmişlerdi.

Exner’in diğer bir keşfi ise İleri bakış formlu ön görünüş tasarımıdır. 1940’lı yılların Chrysler modelleri ne yazık ki tasarım açısından uzun kutu şekilli otomobil mantığı yüzünden çok geride kalmışlardı. Exner yaptığı çalışmalarda tavan yüksekliğini alçaltmış, otomobillere yumuşak hatların beraberinde agresif bir yapı kazandırmıştır. Uzun tavan kısa kabin bir anda 300 serisinin tasarım mantığı olmuş ve 1957 model Chrysler 300C serisinin bir anda patlama yaratmasına ortam hazırlamıştır. Böylece tasarım konusunda Ford ve General Motor bir anda Chrysler’in gerisinde kalmıştır. Bu çalışmaları ile 1957 yılında Exner ve Ekibi Endüstriyel Tasarımcılar Enstitüsü Altın Madalya ödülünü almışlardır.

1951 Chrysler K-3101956 yılında 1961 model otomobillerin tasarımları üzerine çalışırken geçirdiği kalp krizi sonrası kısa bir ara veren Exner 1962 model tasarımları ile geri dönmüştür. Dönüşünün hemen ardından Chrysler Tasarım Başkan Yardımcılığı’na getirilen Exner, GM tarafından otomobillerin uzunluklarının aniden kısaltılması sonucu kendi tasarımlarında da bu kısaltma yoluna gitmiş ancak satışlar aniden düşmüş tüketiciler ortaya çıkan bu kısa tasarımları adeta reddetmişlerdir.Bu durumun sonunda Chrysler firması bir günah keçisine ihtiyaç duydu ve bu da tabiî ki Exner oldu. Exner bir danışman olarak kalmak üzere görevinden edilmiş yerine Ford ekibinden  Elwood Engel getirilmiştir.

1950li yılların sonuna gelindiğinde uzun kuyruklar popülaritesini kaybetmeye başlamıştı. Cadillac ve Chrysler’in büyük kuyruk yarışının gerekliliği tüketiciler tarafından adeta sorgulanmaya başlamıştı. Böylece bu devasa kuyruklar 60’lara geçişin sembolü olmuştur. 1961 model otomobiller son olarak ileri bakış formlu ön tasarımlarla tasarlanmışlardır. Exner 1962 modeller için kuyruksuz 1962 model Chrysler ve Imperial modelleri tasarlamış ve bunları ‘yolunmuş tavuklar’ olarak tanımlamıştır.

Exner uzun yıllar çeşitli firmalar için tasarım danışmanlığı yapmayı sürdürmüştür. Oğlu ile birlikte Buehler Firması için deniz taşıtları tasarlamıştır. 1963’e gelindiğinde yeniden doğuş programı dahilinde Duesenberg modelleri üzerinde çalışmıştır. 22 Aralık 1973 yılında Michigan’da hayatını kaybetmiştir. Otomobil dünyasına Studebaker Champion, Studebaker Starlight, Chrysler 300 Alfabe serisi, Chrysler New Yorker, Chrysler Imperial, Plymouth Savoy, Plymouth Belvedere, Plymouth fury, Dodge Coronet, Desoto 1961, Desoto Adventurer gibi bir çok unutulmaz otomobilleri kazandırmıştır.


1958 Plymouth
1961 Desoto
1957 Chrysler 300C
1959 Desoto
1961 Imperyal





1908 doğumlu Helene Rother otomobil tarihinin ilk bayan tasarımcılarından biri olarak kabul edilmektedir. Otomobil tasarımları üzerine ilk çalışmalarını  1943 yılında işe başladığı General Motors'da sergileyen Rother, tasarımlarında araçların iç mekanına bir mücevher, bir mobilya, bir kıyafet aksesuarı inceliği ile yaklaşmış ve bu doğrultuda tasarımlar ortaya çıkarmıştır.

Almanya-Leipzig doğumlu olan Rother, Hamburg Kunstgewerbe Okulu'nda eğitimini tamamladıktan sonra özellikle mimari alanda büyük ün yapmış olan Almanya'nın ünlü tasarım okullarından 'Bauhaus'da eğitim görmüştür. İkinci Dünya Savaşı'ndan önce Paris'e giden Rother, bayan giyimi ve takıları üzerine moda eğitimi almıştır. Fransa'nın Nazi işgaline girmesi sonucu kızıyla  birlikte Afrika'daki sığınma kamplarına kaçarak oradanda New York'a geçme şansı elde etmiştir. 'Marvel Comics' firmasında resimleyici olarak iş bulan Rother devamındaki yıl General Motors'da iç mekan tasarımcısı olarak işe başlamıştır. Firmada otomobillerin iç mekanlarında kullanılan kumaşların dokumasından rengine, araç içi aydınlatmadan kapı içlerine ve koltuk yapılarının tasarımlarına kadar bir çok konuda tasarımlardan sorumlu olmuştur. Firmanın ilk bayan otomobil tasarımcısı olmasına rağmen, aldığı maaş gazetelere konu olacak kadar dolgundu. Bir işçinin aylık maaşı o yıllarda 200$ iken Rother'in maaşı 600$ idi.

1947 yılına gelindiğinde Detroit'in ünlü gökdelenlerinden 'Fisher Building'de kendine ait bir dizayn stüdyosunu açan Helene Rother, çalışmalarını tamamen araçların iç mekanlarına, mobilyalara ve özellikle kiliselerde çok karşılaşılan vitray sanatı üzerinde yoğunlaştırmıştı. Tasarımları ve çalışmaları 'Helene Rother Associates' olarak ünlenmişti.

1948 yılında Nash Motors firmasında işe başlayan Rother, 1956 yılına kadar Nash modellerinin lüks iç mekanlarını tasarlamıştır. Her ne kadar firma bir dönem Rambler American marka ekonomik otomobiller üretmeye başlamış olsa bile bu araçlar, 'tekerler üzerindeki karşı konulmaz cazibe' sloganı ile ün yapmıştı. Rambler modellerinin tasarımlarını yaparken feminen bir bakış açısıyla tasarımlarına yoğunlaşan Rother , bayanların bir otomobilin iç mekanında nelere dikkat ettiklerini ortaya çıkarmak istemiştir. Rother'in çalışmaları aynı zamanda modaya uygun, zevkli ve pahalı üretimlerdi.  

1954 Nash Ambassador1951 yılında Paris Oto Şov'da bulunan ve devamında Detroit Otomotiv Mühendisleri Topluluğu'na katılan Rother, 1953 yılında Jackson Madalyası (Amerika'nın en önemli ödüllerinden) ile onurlandırılmıştır. Nash firması bir çok reklam afişinde Pinin  Farina'nın isminin yanında iç mekanların Helene Rother tarafından tasarlandığından bahsetmiştir. 1954 Nash Ambassador modellerinin yenilik çalışmalarında iç mekandan tamamen Helene Rother sorumlu olmuştur. Aynı yıl Hudson ile birleşen Nash firmasının tasarımlarının üzerindeki Helene Rother etkisi  değişmeden devam etmiştir.

Bu çalışmalarının yanı sıra Helene Rother otomobil lastiği firmalarında da görev almış ve bir dönem de 'Miller-Meteor' firması için ambulans ve cenaze otomobilleri tasarlamıştır.

Ani bir kararla yeniden sanat alanında çalışmaya karar veren Helene Rother, Avrupa'ya dönerek ikinci dünya savaşı sırasında yıkılmış olan katedral ve kilisilerin vitray onarım işlerinde çalışmaya başlamıştır. Aynı yıllarda Amerika'da bir çok kilisenin vitray çalışmalarında da bulunan Rother bu konuda uzmanlaşmış ve dünyadaki bir çok kilise için dev boyutlarda vitray çalışmalarına imza atmıştır. Buna rağmen o yılların vitray sanatçıları arasında ismi ne yazık ki çok anılmamıştır.

Rother 1999 yılında hayatını kaybedene kadar, en zevk aldığı iş olan vitray sanatı ile ilgilenmiştir.


1958 RamblerEdmund E. Anderson Amerikan otomotiv endüstrisinin en önemli endüstriyel tasarımcılarından biridir. 'American Motors Corporation (AMC)' nin 1950 yılından 1961 yılına kadar bir çok tasarımından sorumlu olmuştur. 1950 yılına kadar General Motors'da otomobil tasarımcısı olarak görev yapan Anderson daha sonra 'Nash Motors'un sahibi George W. Mason tarafından işe alınmış ve 'Nash Styling' adlı bağımsız bir tasarım stüdyosu ile kendi tarzını ortaya koymaya başlamıştır.

1950 yılından 1955 yılına kadar Anderson, firmanın en güzel iç mekan tasarımlarını üreten Helene Rother ile birlikte çalışmıştı. 1954 yılında Ford firması tasarımcılarından Bill Reddig tarafından kiralanmış ve 1954 yılı Rambler serisinin tasarımında büyük rol oynamıştır.

Anderson Nash firmasına katılmadan önce sade bir tasarımcıydı. Nash firması ise Avrupa'nın en iyilerinden biri olan Battista Farina ile birlikte çalışmaktaydı. 'Nash Styling' bölümü kurulduktan sonra firma farklı bir çok tasarımcıyı kiralayarak bu tasarım evinde çalıştırmaya başlamıştı. Anderson'da bunlardan biri olmuştu. Nash Metropolitan bu ekibin üzerinde çalıştığı tasarımların başında gelmekteydi.

1952 yılına gelindiğinde Pininfarina Nash modelinden sorumlu olan Anderson, İtalyan tasarım evinin tasarımlarını Amerikan bakış açısına uyarlayarak yeni tasarımları daha kabul edilebilir bir hale getirmişti. Ancak otomobillerin üzerinde İtalyan tasarım firması 'Pininfarina'nın daha saygın bir yere sahip olmasından ötürü  'Pininfarina' imzası belirgin olarak kullanılmıştır.

1954 yılında Hudson ve Nash firmalarının evliliğinden sonra Anderson, Nash, Hudson  ve Rambler için farklı tasarım stüdyoları kurma kararı aldı. Anderson tarafından tasarlanan 1956 Rambler modellerinin popüler bir hale gelmesinden sonra AMC firması Nash ve Hudson modellerinin üretimlerini durdurmuş ve Rambler modellerinin üretimine odaklanmıştı. Bu yıllarda Anderson, bu otomobillerin tasarımlarının sorumluluğu tamamen devralmış aynı zamanda da Farina stüdyolarında danışman koltuğuna oturmuştur.

Kısa sürede AMC firmasının tasarım direktörü olan Anderson, 1956 model  sorunlu Hudson modellerinin tasarımından ötürü suçlanmıştır ancak bu otomobillerin tasarımı bağımsız çalışan Richard Arbib tarafından yapılmıştır.

1955 model Nash Rambler modelinden yorumlanarak yaratılan 1958 model Rambler American modellerini, 1961 yılında makyajlayarak otomobile yeni bir görsellik kazandıran Anderson, bunu AMC'nin cimri politikasına rağmen başarmış bununla yetinmeyip 3.jenerasyonu da tasarlamıştır.

1961 yılında emekliye ayrılan Anderson koltuğu Richard A Teague'ye devretmiştir.


Modern çağın en başarılı otomobil tasarımcılarından biri olan J.Mays 15 Ekim 1954 yılında Oklahoma'da dünyaya gelmiştir. Mays'ın çocukluğu Oklahoma kırsalında, ailesinin otomobil parçaları satan mağazasında otomobiller ve otomobil parçaları ile iç içe geçmiştir. Okul sonrası boş vakitlerini bu mağazada temizlik ve düzenleme işleri ile geçiren Mays mağazanın yanındaki go-cart pistinde gerçek otomobilleri kullanarak otomobil kullanmayı öğrenmiştir.

J.Mays, Oklahoma'da Maysville Lisesi'nde öğrenimini görürken bir yandan da Wayne şehrindeki Orta Amerika Teknoloji Merkezi'nde mesleki çizim eğitimi almaya başlamıştır. Mays, gazeteciliğe başlamadan önce Oklahoma Üniversitesi'nde Endüstriyel Sanatlar eğitimi görmüş, 1980 yılında ise California Pasadena Merkez Tasarım Sanatı Koleji Taşıt Tasarımı bölümünden mezun olmuştur.

Volkswagen AG yılları.

Kariyer hayatına Volkswagen AG firmasının bir yan firması olan Audi AG'de başlayan Mays'ın firma tarafından tercih edilmesinin büyük sebebi teknik açıdan başarılı ve aerodinamik yapıya özen gösteren tasarımları olmuştur. Mays ilk olarak araçların dış tasarımlarında görev alarak işe başlamıştır. Audi 100, Volkswagen Golf, Volkswagen Polo ve Audi Cabriolet modellerinin dış tasarım ekiplerinde görev almıştır. Kısa bir süreliğine BMW, Münih'te çalışan Mays burada 5 ve 8 Serilerinin dış tasarım çalışmaları üzerinde çalışmış ve baş dizayner larak Audi firmasına geri dönüş yapmıştır.

Audi Avus1991 yılında Mays'ın tasarlamış olduğu Audi Avus Quattro konsept otomobil aynı yıl Tokyo Motor Şov'unda tanıtılmış ve büyük bir sansasyona sebep olmuştur. Avus, 1930'ların Grand prix yarış araçlarına bir gönderme yapmak adına tasarlanmıştı. Martı kanat kapılar, parlatılmış aliminyum gövde, el yapımı rahat kırmızı ve grinin hakim olduğu iç mekan bu otomobili tanımlayan başlıca özelliklerdir. Otomobilin parlak ve şehvetli yapısı Alman hız rekortmeni otomobillerini ve 1930'lu yılların GT roadsterlarını anımsatmaktaydı. Avus kısa sürede Audi ve Mays için önemli bir parça olduğunu kanıtladı ve bu form TT modelinin geliştirilmesine büyük katkı sağlamış oldu. Mays'ın sınıf arkadaşı ve Ford Stratejik Tasarım Başkanı Freeman Thomas ile birlikte çalışmaları Audi TT'nin oluşumuna büyük katkıda bulumuştur.

Avus'un gün yüzüne çıkmasından sonra Volkswagen-Audi tarafından tekrar Güney California'ya gönderilen Mays burada firma için bir tasarım stüdyosu açtı. Çünkü Mays'ın kuvvetli bir California geçmişi vardı ve o "California Trendlerini" iyi bir şekilde anlamak için detaylı ve sonucu kesin çalışmalara imza atmıştı. Mays bu çalışmalarını bir Alman otomobili tasarlarken her zaman kullanmıştı. California'da müşterilerin beklentilerini, tercihlerini ve otomobillerin reklamları konusunda çalışmalar sürdürmüş ve elde ettiği sonuçlar onun yeni bir otomobil tasarlamasına kaynak oluşturmuştu.

VW New BeetleUzun yıllar Amerika'da satılan klasik VW Beetle'lar ile sahipleri arasında halen büyük duygusal bir bağ olduğunu fark eden Mays, bunun üzerine yeni bir Beetle tasarımı ile Volkswagen'in aynı popülariteyi yeniden yakalayabileceğini ve büyük bir ticari başarı elde edebileceğini düşünmüştü. Bunun üzerine Mays ve ekibi temelinde sadelik, saygı ve güvenin yattığı yeni bir konsept geliştirmek için işe koyuldular ve sonunda "VW Concept One" yani sonradan sıkça adından bahsettiren "New Beetle" ortaya çıkmış oldu. Bu çalışma duyurulduğu an firma profili %50 yükselmişti. Ancak New Beetle hiçbir zaman klasik beetle'nin yakaladığı popülariteyi yakalayamadı ve her zaman atasının üretiliş mantığı ile çelişen yüksek fiyatları ile gündemde kalabildi.  

1993 yılında Almanya'ya geri dönüş yapan Mays, Audi firmasının üreteceği tüm modellerin tasarım stratejisinden, geliştirilmesinden ve uygulamasından sorumlu kişi haline geldi.

1997 yılında Ford firmasında Jack Telnack'ın bıraktığı  Ford Tasarım Başkan Yardımcılığı koltuğunu devralarak limitli üretim Ford GT, Mustag Bullitt, Super Crew, Escape Hybrid ve Edge modellerinde çalıştı.

Ayrıca Mays Ford firmasının sekiz uluslararası otomobil firmasının yani Ford, Lincoln, Mercury, Mazda, Volvo, Land Rover, Jaguar ve Aston Martin otomobillerinin genel tasarım ve şekillendirme çalışmalarından da sorumlu olmuştur. 2005 yılında Ford'da genişleme çalışmaları adı altında yeni kişisel ürünler tasarlamış ve Jaguar ile Land Rover firmalarının satılmasından sonra firmanın vazgeçilmez parçası olan "Blue Oval" yani klasik Ford armasının doğru bir şekilde geliştirilmesi için çalışmaya başlamıştır.

Mays başta  Ford Fairlane, Shelby GR-1, the 427, Ford Forty-Nine,Ford 021C, Jaguar F-Type, Lincoln MKR ve Volvo Safety Car Konsept otomobiller olmak üzere piyasaya çıkmış olan Aston Martin DB9, Ford Fiesta, Land Rover Discovery3, Ford F-150 gibi otomobillerin çalışmalarında da görev almıştır. Jaguar XF ve 2004 Ford Mustang en başarılı çalışmalarındandır.

Kendini kısaca "Geçmişe bağlı Yenilikçi" (retrofuturist) olarak tanımlayan Mays tasarım otoriteleri tarafından defalarca ödüle layık görülmüştür. Halen Ford Motor Şirketi'nde Global Tasarım Ekibi Başkan Yardımcılığı ve Tasarım Şefliği Görevlisi olarak çalışmalarını sürdürmektedir.




Moray Callum, 1958 yılında İskoçya'da doğmuştur. Yıllarca Ford Kuzey Amerika otomobillerinin tasarımından sorumlu olmuş ve adını duyurmuştur. Moray Callum'un kardeşi ise Jaguar firmasının dizayn direktörü Ian Callum'dur.

Hayallerinde her zaman bir veteriner olmayı düşleyen Callum, üniversite çağına geldiğinde kararını değiştirerek Edinburgh Napier Universitesi'nde mimarlık üzerine eğitim almaya başlamıştır. Mimarlık eğitimi sırasında fikirlerini değiştirerek Endüstriyel Tasarım bölümüne geçen Moray Callum böylece otomobil tasarımcısı olma yolunda ilk adımı atmış oldu. Daha sonra Londra Kraliyet Sanat Koleji'nde taşıt dizaynı alanında master yaparak eğitimini tamamlamıştır.

Mezun olduktan sonra 1982 yılında Chrysler firmasında otomobil tasarımı kariyerine başlayan Callum kısa bir süre sonra PSA Peugeot Citroen firmasının yolcu ve yük taşıma araçları tasarım geliştirme ekibine dahil olmuştur. 1989 yılına geldiğinde, Callum artık "Ghia" tasarım ekibinin bir parçası olmuştur ve 1989 Ghia Via Concept ve Aston Martin Lagonda Vignale'nin tasarımlarında görev almıştır. Callum aynı zamanda "Ghia" ekibi ile çalışmlarını sürdürdüğü yıllarda Jaguar firmasına da tasarım danışmanlığı yapmaktaydı.

Ford yılları.

2000 Ford Taurus"Ghia" firmasında onlarca projeye imza atarak ün yapan Callum, 1995 yılına gelindiğinde Ford firması tarafından kiralanarak Dearborn Michigan'daki Ford fabrikasında Kuzey Amerika piyasasına sürülen otomobillerin tasarımında görevlendirilmiştir. Başta, 2000 yılında Ford Taurus modeline yapılan makyajlanma çalışmaları olmak üzere bir çok Kuzey Amerika projesinde görev almıştır. 2000 Ford Taurus ızgara tasarımının abisinin tasarımları olan 2006 Jaguar XK ve Jaguar E-Type modellerinden esinlenilmiş olduğu ve bunun Ford firmasına zarar vermek adına yapıldığı iddiaları ortaya atılmıştır ve Callum sayısız eleştirilere maruz kalmıştır. Ford Windstar, Mercury Villager, Super Duty Pick-up ve kamyonlar, Ford Excursion ve konsept otomobil Ford EX, Callum'un dikkat çeken Ford tasarımları arasındadır.

Mazda Yılları.

7 Eylül 2001 tarihinden itibaren Moray Callum'un Mazda otomobillerinin dünya çapındaki tüm tasarımlarından sorumlu olduğu duyurulmuştur. Ekibinde efsanevi tasarım Mazda MX-5'in tasarımcısı Tsutomu "Tom" Matano ile çalışan Callum'un ilk işi firmanın 90'lı yılların başından bu yana üretilen tüm Mazda modellerini incelemek olmuştur. Bu otomobillerin tasarlanış mantığı üzerinde uzunca çalışarak  "siyah iç mekan, kırmızı ışıklı parçalar, sert görünüm, sporcu ruhu sergileyen ateşli ancak narin yapıyı" başarılı bir şekilde yeniden yorumlamıştır. Çalışmalarının sonunda bir ikon haline gelen MX5, 2002 Mazda 2, 2003 Mazda 3, 2006 Mazda 5 ve 2002 Mazda 6 tasarımları gün yüzüne çıkmıştır. Aynı zamanda Mazda firmasının yeni spor arazi otomobilleri üzerinde de çalışmalar yürütmüş ve 2007 CX7 ve CX9 modelleri 2005 Mazda MX- Crossport konsepti üzerinden geliştirilmiştir. Son olarak Washu (Detroit 2003), Ibuki (Tokyo 2003) ve Kabura( Detroit 2006) konsept otomobillerinin de tasarımlarını üstlenmiştir.

Ford'a geri dönüş.

Mazda firmasında sergilediği başarı gözle görülebilir derecede büyümesi üzerine Moray Callum, tasarımcı J. Mays'in aracılığı ile tekrar Ford'da Dizayn Direktörü olarak Peter Horbury'nin liderliğinde Kuzey Amerika Ford otomobilleri üzerinde çalışmaya başlamıştır. Horbury'nin ataması ile İdari Tasarım Direktörlüğü koltuğuna oturan Callum böylece Horbury'nin "Kırmızı, Beyaz ve Atılgan" üretim mantığının pekiştirilmesi için büyük bir adım olmuştur.






Jan Wilsgaard, 1930 yılında Brooklyn'de doğmuştur. Volvo Otomobilleri'nde çalışmadan hemen önce Gothenburg Uygulamalı Sanatlar Okulu'nu bitirmiştir ve Volvo firması kurucularından Asar Gabrielsson liderliğindeki Volvo firmasında göreve başlamıştır. Wilsgaard'ın Volvo firmasında yarattığı rüzgar ilerleyen yıllarda ünlü Volvo tasarımcılarından Peter Horbury tarafından devam ettirilmiştir.

"Şef Tasarımcı" olarak neredeyse tüm Volvo otomobillerinde görev alan Wilsgaard'ın çalışmalarının en güzel örnekleri Volvo P1900 Sport ve Volvo P1800 Coupe olabilir. Wilsgaard'ın firmadaki en öncelikli çalışmalarından biri PV Duett  Van çalışmasıdır. Aslında bir Van olarak tasarlanan otomobilin station vagona dönüştürülmesi aşamaları baz alınan bu projede  firmanın Amazon, 145, 760 ve 850 modellerinin temelleri atılmıştır.

Volvo Amazon ve 144 'ün yanı sıra Wilsgaard , Volvo tutkunları tarafından büyük bir ilgi gören Volvo 164 'ün ve bu model üzerinden geliştirilen son derece başarılı station vagon uyarlamalarından biri olan Volvo 1800ES ve Volvo P1800 Coupe'nin de yaratıcısıdır. Stüdyo Tasarım şefi olan Simon Lamarre 'ye göre Wilsgaard tasarımı olan Volvo 1800ES, Volvo firmasının vazgeçilmez ikonlarından biridir. Bu tasarım günümüzde Volvo C30 'un tasarlanmasında esin kaynağı olmuştur.

Volvo 140 serisini tasarladığında bu tasarımı "Sadelik güzelliktir" olarak değerlendirmiştir. Volvo 140'ın
tasarımı otomobilin sağlamlığını sade bir kalite ile sunuyordu. Volvo 240 serisinin İsveçe'de elde ettiği hatırı sayılır başarı karşısında  şöyle demiştir, "Otomobiller yavaş giden, küçük kare kutucuklar olabilir, çünkü İsveçli'ler de bu otomobiller gibidir."

Wilsgaard halen Gothenburg, İsveç'te yaşamaktadır.




İngiliz otomobil tasarımcısı Peter Horbury neredeyse son zamanlarda Kuzey Amerika'da üretilmiş tüm Ford, Lincoln ve Mercury'lerin tasarımlarından sorumludur ancak o asıl ününü 1991-2002 yılları arasında Volvo firmasındaki tasarımları ile yapmıştır. 1998 yılında İngiltere'de Yılın Otomobil Tasarımcısı seçilmiştir. Otuz yılı aşkındır işine devam eden Horbury halen aktif bir şekilde elliden fazla otomobil, otobüs, kamyon ve motorsikletin tasarımında görev almaktadır.

1950 yılında İngiltere Alnwick'te doğmuş olan Horbury, Kral Edward VII Okulu'na başladığı yıl ünlü İngiliz otomobil tasarımcısı ve Ford Avrupa'nın son Tasarım Direktörü Martin Smith ile tanışmıştır. Bu tanışmadan sonra Newcastle'daki Tyne Sanat Koleji'ne başlamıştır ve 1972 yılında Endüstriyel Tasarımcı olarak eğitimini tamamlamıştır. Ardından Londra'daki Kraliyet Sanat Okulu'nda otomotiv tasarımı üzerine yüksek lisans yaparak 1974 yılında bu okulu da başarıyla bitirmiştir.

Volvo 850Horbury'nin en fazla ün yaptığı konulardan birisi şüphesiz ki Volvo firmasının 1992 Volvo 850 tasarımı ile düştüğü sıkıntıdan Volvo ECC Konsept tasarımı ile firmayı uzun yıllar başarıya taşıyacak tasarımın temellerini atmasıdır. Horbury ile Volvo'ların geleneksel çizgileri olan kutu şeklinden kurtularak daha modern çizgilere kavuştuğu söylenebilir. Böylelikle daha kaslı, uzun, bükümlü ön ve oval burun tasarımı ve daha yumuşak hatlara sahip iç mekan ile tüm Volvo'lar yeni bir kimlik kazanmış oldu. Bu tasarım şekli Mitsubishi Carisma dahil ECC Konsept olmak üzere, 1995 S40 ve V40, spor tasarım 1997 Volvo C70 ve 1998 Volvo S80'de kullanılmıştır. Bu tasarım çizgisinin başarısı üzerine 2000 Volvo V70 Estate, 2001 Volvo S60, 2003 Volvo XC90 SUV, 2004 Volvo S40 ve V50 modellerinin tasarımları da aynı çizgide gelişmiştir. 1998 yılında Volvo 850 modeline yapılan makyajlama çalışmaları ile bu seri Volvo S70 ve V70 modellerine benzetilmiştir. Horbury'nin bu mantıkla tasarlamış olduğu son Volvo otomobili 2006 Volvo C30'dur. Bu otomobilin çalışmalarından sonra Horbury "Volvo Dizayn Direktörlüğü" görevini Mercedes-Benz firmasının tasarımcılarından Steve Mattin 'e devretmiştir.

Horbury, 2002 yılından itibaren aralarında Jaguar, Land Rover, Aston Martin ve Volvo'nun dizayn stüdyolarının da bulunduğu Ford'un "Birinci Otomotiv Grubu" dizayn stüdyolarının başkanlığını yapmıştır. 2004 yılında ise alınan bir kararla Ford'un Amerika Üretimlerinden Sorumlu Tasarım Direktörlüğü Başkanlığına getirildi. Bu görev değişikliğinin iki sebebi vardı. Birincisi Horbury'nin sahip olduğu otuz yılı aşkın deneyim ve bu deneyimle kavrulmuş olan başarılı liderlik. İkincisi ise Kuzey Amerika piyasasının Ford firması için çok önemli ve eski bir pazar olmasından ötürü Ford'un genlerinin başarılı bir şekilde analiz edilmesi ve yeni modellerin Horbury'nin çizgileriyle birleşerek daha geniş kitlelere hitap edebilmesi düşüncesi idi.

Horbury  bu iş değişikliği ile aralarında Patrick Schiavone ve Moray Callum gibi ünlü tasarımcıların bulunduğu tüm ekibi ile Ford firmasının yeni ürünleri üzerinde çalışmaya başladı. Çalışmalarında Ford firmasının sahip olduğu " Kırmızı, Beyaz ve Atılgan" olarak tanımlanan mantığı baz alınarak çalışmalar başlatıldı. Bu çalışmaların ilk meyvası olan 2006 Ford Fusion kendine özgü çizgileri ile kolayca tanınabilen ve firmayı başarıya taşıyan bir araç olmuştur. Benzer çalışmaları Lincoln MKR Konsept otomobili üzerinde bu ekip tarafından sürdürülmektedir.




Claus Luthe tarihteki en önemli Alman otomobil tasarımcılardan biridir. NSU Ro80 ile başladığı tasarım hayatında sayısız Audi ve BMW modelinin tasarımına imzasını atmıştır. Tarihte dizaynlarında dijital unsurlara yer veren ilk tasarımcı olan Luthe, tasarımları kağıt üzerinden elektronik formatlarla sunan ve çalışmalar yapan ilk tasarımcıdır.

Beş çocuklu Katolik bir ailenin ikinci çocuğu olarak 1932 yılında Wuppertal'de dünyaya gelen Luthe, on iki yaşında abisini kaybeder ve idol olarak gördüğü abisinin mesleği olan mimarlık üzerine çalışmalarına başlar. 1948 ile 1954 yılları arasında Karosseriebauer Voll firmasında karoserci olarak ilk deneyimini edinmiştir. Burada otobüs karoserleri üzerine çalışan Luthe buradaki çalışma sürecini tamamladıktan sonra Fiat Firması'nda işe başlamıştır ve ilk olarak Fiat 500'ün çalışmalarında görev almıştır.

Kısa süre sonra NSU firmasında işe başlayan Luthe, parça geliştirme departmanında görev aldı ve NSU firmasındaki ilk dizayn çalışmaları olan 2. Jenerasyon NSU Prinz 4 ve NSU Wankel Spider üzerinde çalışmalara başladı. Chevrolet Corvair'den esinlenilen bu modellerin dizayn çalışmaları, BMW firmasının çok benzer olan 700 modelini 1959 yılında üretmesi üzerine durduruldu ve firmanın aldığı karar ile değişiklikler yapılmaya başlandı. NSU firmansın Amerikalı tasarımcılarının çalışmaları ile Prinz'in sahip olduğu "KÜVET" tasarımı Corvair'den daha fazla esinlendi ve Corvair den parçalara sahip oldu.

Gelişmekte olan Alman ekonomisi, firmanın daha büyük otomobiller üretme isteğini de arttırdı. Orta lüks sınıfta sedan otomobiller üretme kadarı alan firma, yeni motorları Ewald Parxl önderliğinde 80 kilo, 80 beygir düşüncesi ile tasarlamaya başladı.

Bu çalışmalar kapsamında Walter Froede ve Georg Jungbluth tasarım ekiplerinde çalışmakla görevlendirilen Luthe, çalışmalarında Wankel motorlarını kullanmaya başladı ve kısa süre sonra bağımsız süspansiyonlar, geniş camlara sahip, otomatik vitesli ve disk frenlere sahip NSU Ro80 ortaya çıkmış oldu. Bu araç halen otomobil tarihinin yapı taşları arasında yer almaktadır. 1967 Frankfurt Otomobil Şov'unda ismini duyuran NSU Ro 80 her ne kadar kısa sürede kabul görmemiş olsa da bir süre sonra günde 590 adetlik otomobil satışı yakalandı. Firma bir dönem üretilen ilk otomobiller yüzünden sıkıntılı günler geçirdi çünkü bu otomobiller ağır yapısı yüzünden sorunlar yaratmaktaydı ve bu sorunların çözümlenmesi için yapılan çalışmalar firmanın finansal problem yaşamasına neden oldu. 1977 yılına gelindiğinde firma finansal sorunlar yüzünden çıkmazın eşiğine geldi ve bu tarihten itibaren bir kısmı Audi firmasının bir kısmı da VW firmasının yönetimine geçerek varlığını sürdürdü.

Tamamı Luthe tarafından üretilen NSU K70, Prinz ve Ro80 arasında kalan sınıfı doldurmaktaydı ancak firmanın satılması üzerine piyasaya Volkswagen K70 olarak çıktı ve bu isimle anıldı günümüzde bu model Passat olarak bilinmektedir.

NSU firmasının tamamen VW firması tarafından alınması üzerine Audi firması ile çalışmaya başlayan Luthe ilk olarak 1971 yılında VW Polo üzerinden geliştirilen Audi 50 'nin projesinde görev almıştır. Başarılı bir üç kapılı otomobil ortaya çıkaran Luthe aracın iç tasarımlarında orijinal Ro80 prototipinden esinlenmiştir. Audi 50 satışa sunulmadan evvel son olarak Bertone tasarımcılarının elinden geçen modelin sadece birkaç küçük detayı değiştirilmiş aracın kenarlarına krom çıtalar eklenmiştir ve model VW Golf 'ün satışa sunulmasından üç ay sonra Ağustos 1974'te satışa sunulmuştur. Audi firmasında son olarak ikinci jenerasyon Audi 100 C2 nin ve Audi 80 B2 nin tasarım çalışmlarında görev alan Luthe çalışmalarını tamamlamadan firmadan ayrılmış ancak bu çalışmalar Giorgetto Giugiaro tarafından tamamlanmıştır.

1976 yılında BMW nin başarılı şef tasarımcılarından olan Paul Bracq'ın yerine geçen Luthe, Bavarian ürünü olan tasarımlar üzerinde daha yaratıcı ve modaya uygun geliştirmelere başladı. Bu süreçte BMW Barcq'ın dizaynlarını geliştirdiği E21 3 serisini ve E23 7 serisini satışa sunmuştur. E12 5 serisini 100 milyon dolarlık bir bütçeyle makyajlanması için görevlendirilen Luthe, sınırlı bütçe sebebiyle sadece yolcu kabini yapısında yenilikler yapabilmiştir ancak otomobilin sahip olduğu önemli teknik problemler, yenilenmesi gereken ön ve arka aks sistemi, klima kontrol sistemi yeni kasa 7 Serisinin yolunu açmıştır ve E28 7 Serisi 400 milyon dolar ek harcamayla ortaya çıkarılmıştır. BMW firması bu gelişmeden son derece memnun olmuştur. Bu projeden sonra E21 serisinin dört kapılı versiyonun geliştirilmesi için çalışmalara başlayan Luthe, bu modele çok benzeyen benzer görünüme sahip E 30 projesini tamamlamıştır. Daha sonra geliştirilen bu E30 , E28 kasa kodlu BMW 5 Serisinin yaratılmasına öncülük etmiştir.

E30'un satışa sunulmasından sonra BMW firmasının yöneticisi Herbert Quandt, dizayn ekibini Bruno Sacco'nun kaleminden çıkan Mercedes Benz W126 modelinden daha başarılı bir otomobil yaratmaları için zorlamıştır. NSU Ro80'in tasarım mantığından esinlenilerek Luthe tarafından ortaya çıkarılan "L" stoplara sahip, daha verimli, daha sıkı yapıya sahip olan BMW E32 7 Serisi ortaya çıkmıştır. Bu gelişmeyi BMW firması büyük bir heyecanla karşılamıştır.

Claus Luthe tasarlamış olduğu ve büyük ilgi duyulan BMW E36 dan sonra 1990 yılında, tasarlamış olduğu BMW E31 8 Serisi ve 3. jenerasyon E34 BMW 5 serisinin elde ettiği başarıdan ötürü BMW tasarım ekibinin başına getirilmiştir.

Evli ve dört çocuk babası olan Luthe, 1990 yılında uyuşturucu bağımlısı oğlunun ölümünden suçlanmış ve 33 ay hapis yatmıştır. 17 Mart 2008 günü hayatını kaybetmiştir.



1958 yılında Daimler Benz firmasında tasarımcı olarak işe başlayan Bruno Sacco, 1975 yılından itibaren firmanın dizayn ekibinin başı olarak 1999 yılına kadar çalıştı. 1999 yılının sonunda emekliye ayrıldı.

Yaklaşık 24 yıldır dünyanın en eski otomobil tasarımcısı olma ünvanını korumaktadır ve bu süreç içerisinde neredeyse tasarlanmış tüm Mercedesler'de onun çizgilerini görmek mümkündür.

1933 yılında İtalya doğan Sacco, Turin Teknik Üniversitesini bitirmiştir. Eğitimi sürecinde Bruno ilk deneyimini Ghia Dizayn Evi'nde edinmiştir ve ilk tasarımlarını burada sergilemiştir. İlerleyen yıllarda alanında ilerleyerek hem Ghia hem de Pininfarina adına çalışmayı sürdürmüştür.

1958 yılında Daimler-Benz kariyeri ile başlayan Sacco, içlerinde 230 SL roadster ve 600 Pullman gibi otomobillerin bulunduğu sayısız projede stilist ve mühendis olarak görev almıştır. Bu görevlerinin dışında Sacco aynı zamanda güvenlik sistemlerinin sergilenmesi için geliştirilen projelerde yönetici olarak çalışmıştır. Bu projelerden en önemlisi firmanın en büyük denemelerinden biri olan spor otomobil çalışması C111'dir.

1970 yılında Kasa ve 3 Boyutlu Dizaynlar ekibinin yönetim koltuğuna oturan Sacco bu görevi sürecinde güvenlik geliştirme projelerine ve Mercedes W123 kodlu projenin geliştirilmesinde büyük rol almıştır.

1975 yılında "Kıdemli Mühendis" ünvanı kazanan Sacco, firmanın önemli isimlerinden Friedrich Geiger'in görevine getirilerek Stil Departmanın da başına geçmiş oldu. Bu tarihten itibaren Sacco'nun imzası neredeyse tüm Mercedeslerin üzerinde görülmüştür.

"Mercedes Benz her zaman bir Mercedes Benz'e benzemek zorundadır" anlayışı ile firma içerisinde çalışmalarını sürdüren Sacco'nun, çalışma ekibindeki tasarımcıları önlerindeki otuz yıllık süreç içinde geliştirilebilecek otomobillerin tasarımlarının hazırlanması için zorlandığı söylenmektedir. Ona göre bir otomobilin geliştirilmesi 3 ila 5 yıl arasında sürmeli ve satış hayatı maksimum 8 yıl sürmeliydi. Bu araç duyurulduktan itibaren 20 yıl boyunca hayatın gerektirdiği istekleri karşılamalıydı. Kısacası bir otomobil kendinden neredeyse 30 yıl boyunca söz ettirmeliydi. Sacco'nun 30 yıl önceki tasarımlarına bakıldığında kitlelerin halen etkilediği ve otomobillerin dizayn açısından tazeliği görüldüğünde ise Sacco'nun tarzı sanıyoruz daha iyi anlaşılacaktır.

Sacco'nun diğer bir düşüncesi de bir otomobilin tasarım ve teknik açıdan geliştirilmesi aşamasında bir çok kişinin görev alması idi. Yaratılan otomobillerde ne teknoloji tasarımı, ne de tasarım teknolojiyi öldürmemeliydi.

Mercedes firması yıllar boyu ürün gamını genişletmeyi başardı, yeni tasarımlar ortaya çıkmaya devam etti ancak Sacco'ya göre bu her zaman her modelde devam etmeliydi çünkü bir Mercedes müşterisi yeni ürünlerin daima Mercedes kalitesine sahip olduğundan emin olmak isteyecektir. Bruno Sacco, Mercedes firmasının herkes tarafından kabul görmüş başarısını 40 yıl boyunca, emrinde çalışa 24 dizayn şefi ile birlikte sayısız modele taşıdı. Onun firmaya yaptığı rehberlik hep hissedilecek ve uzun yıllar etkileri görülecektir.




Robert Opron 22 Şubat 1932'de doğmuş ve 1960 ile 1980 yılları arasında en ilginç ve dikkat çeken otomobilleri tasarlamış bir Fransız otomobil tasarımcısıdır. Bu ilginç tasarımları ile 1999 yılında Yüzyılın Otomobil Tasarımcısı yarışmasına aday olmuştur.

Opron, Flaminio Bertoni'nin kadrosunda Citroen firmasında çalışmaya başlamış ve Citroen DS serisinin yaratılışında heykeltraş görevi görmüştür. Opron, tasarımları üzerinde çalışırken başarılı bir aerodinamik yapı için, yumuşak çizgilere sahip farlara ve bu farları bir sandığın içine yerleştirilmişçesine cam bir bölmenin içerisinde tasarlamıştır. Ayrıca Opron, tasarımlarında bir yeniliğe daha imza atarak ön farların direksiyona bağımlı olarak hareket edebilmesini sağlamış ve böylece sürücünün karanlıkta aracı daha rahat kontrol etmesini amaçlamıştır.

Cam fanuslar içerisindeki farlar günümüzde en çok kullanılan tasarımlardandır. Aracın hareket yönüne bağımlı olarak hareket edebilen far sistemi bu teknolojinin atası olan Tucker Torpedo'dan 60 yıl ve Citroen uyarlamasından 40 yıl sonra yeniden Lexus, Audi ve Citroen firmalarında kullanılmaya başlamıştır.

1970 yılında Maserati motorlu Citroen SM 'i, aerodinamist Wunibald Kamm'ın tasarımı olan Kammback stili otomobil tasarımı ile buluşturan Opron, 6 adet halojen farı tek bir cam parçasının altında toplayarak sandık şekilli far sistemine yeni bir yorum getirmiştir. Citroen SM döneminde hiçbir otomobilin sahip olmadığı bir aerodinamik yapıya ve yol tutuşuna sahipti.

1970 Citroen GS ve 1974 Citroen CX lerin geliştirilmesinde de büyük rol oynayan  Opron, çalışmalarını Citroen'in Fransa Velizy 'deki Citroen Stil Merkezi'nde sürdürmüştür. 60'ların sonunda tanıtılan bu iki otomobilin, Pininfarina'nın çalışmaları olan BMC Berlina Aerodinamik yapısından çizgilere sahip olduğu açık bir şekilde ortadaydı. Şirketsel olarak o zamana kadar Pininfarina ve Citroen arasında hiçbir çalışma olamamasına rağmen Berlina Aerodinamiği halk tarafında çok iyi bilinir olmuştu.

Son derece eğimli arka camlarla birleşerek bagaj bölümünü daha tatlı bir şekilde görselleyen bu yeni dört kapılı sedan anlayışı halk tarafından daha çok beğeni kazanmıştı. Bundan dolayı bu iki otomobil CX ve GS, yaklaşık 3,5 milyon adet satarak gelecekte üretilecek olan 1983 Audi 100 ve 1986 Ford Taunus'lara önderlik yapmıştır.

Bu yenilikçi ve pratik otomobiller birer fastback tipi otomobildi ve hatchback değillerdi. Bunun üzerine 1979 GS ve 1989 yılında CX hatcback versiyonları yaratıldı ve satışa sunuldu ancak ortada bir sorun vardı. Müdüriyet (makam) otomobilleri olarak adlandırabileceğimiz bir sınıfa ait olan araçlar genelde hatchback kasa yapısına sahip olmazlardı, çünkü müdüriyet sınıfındaki araçlardan beklenen temel özellikler bu modellerde kısıtlanmış oluyordu. Bu sebepten pahalı sedan otomobilleri alabilecek otomobil severler ne yazik ki bu otomobillerden uzaklaşmaya başlamışlardı. Ancak 1985 yılında Saab 9000 çok az sayıda müşterisi olan lüks hatcback otomobiller sınıfında dünya çapında büyük bir başarı elde etmiştir.

Citroen firması başlamış olduğu çok sayıda projeyi geliştiremeden 1974 yılında iflasın eşiğine gelmişti. Fransız Hükümeti de doğacak olacak iş kayıplarını önlemek adına Peugeot ve Citroen firmasını birleştirerek yeni bir yönetim kurmuştur ve bu yönetimin göreve başlar başlamaz ilk işi Opron'u işten çıkarmak olmuştur. Opron kısa bir süre sonra Renault firmasında işe başlayarak 1970'lerin sonlarından 1980lerin sonlarına kadar otomobil tasarlamaya devam etmiştir. Renault Alpine A310, Renault Fuego ve Renault 25 en temel Opron çalışmalarıdır. 1990 ların başından 2000 yılına kadar dizayn danışmanı olarak işini sürdürmüştür.

Opron bugün , özellikle Citroen tutkunları arasında adını duyurmuş en önemli insanlardan biridir.


Ben Pon, 9 Aralık 1936 yılında Hollanda'nın Amersfoort eyaletinde doğmuştur. Bir dönem şarap tüccarlığı yapan Pon aynı zamanda 1972 Olimpiyatlarına katılmış bir sporcudur. Otomobillere duyduğu büyük ilgiden ötürü motor yarışlarında da  adını duyuran Pon, 1962 Formula 1 Almanya Grand Prix'inde yarışmıştır. Fazla sürmeyen motor yarışçılık kariyerinin hemen ardından Ben Pon tekrar eski işi olan şarap tüccarlığına dönmüştür.

Ben Pon'un babası Volkswagen  Beetle'ın Amerika'daki ithalatçısıdır. Bundan etkilenmiş olan Ben Pon babasının izinden giderek Volkswagen otomobilleri üzerine çalışmaya başlamıştır. Volkswagen Tip 2 adlı projesi ile çalışmalarına başlayan Pon, kısa sürede çalışmalarını tamamlamış ve efsaneleşen Tip 2'nin yaratıcısı olmuştur. Formula 1 sürücüsü Carel Godin de Beaufort'un yakın arkadaşı olan Ben Pon, Beaufort'un özel yarış takımı Ecurie Maarsbergen takımının Porsche 787 modeli ile kendi ükesi Hollanda Zandvoort'ta yapılan yarışta yarışmıştır. Ancak geçirdiği kaza sonucunda yarış dışı kalan Pon, bu kazadan etkilenerek bir daha tek kişilik otomobil yarışlarında yarışmayacağını belirtmiştir. Aldığı kararı doğrularcasına Porsche firması adına Spor Otomobil Yarışlarına katılarak birçok başarıya imza atmıştır ve 1965 yılında profesyonel bir spor otomobil yarışçısı olarak emekli olmuştur.

Yarış kariyerinden sonra şarap tüccarlığına gereken önemi vererek Hollanda'nın en eski şarap markası olan Bernardus Winery firmasının devamlılığını sağlamıştır.








Andre Citroen 1878 yılında Paris' te bir Hollandalı Yahudi olarak doğmuştur. Ecole Polytechnique'i bitirip genç yaşta iş hayatına atılan Andre Citroen Paris 'te, patentini Polonya'dan satın aldığı, çift helezonik dişli yapan küçük bir fabrika kurdu. Daha sonra hükümetle anlaşarak günde 55.000 mermi üretimi yapan başka bir fabrika kurdu. Birinci Dünya Savaşı sona erince ürettiği mermi kovanlarına taleplerin düşmesi üzerine 1919 yılının temmuz ayında Citroen, otomobil üretmeye başlamıştır. Firmanın logosu da daha önce ürettiği "V" şeklindeki dişlilerden gelmektedir.

İlk olarak 4 kişilik , 3 vitesli Model A' yı üreten firma 1921 Temmuz ayına kadar yaklaşık 25.000  adetlik üretime ulaşmıştır. 1921 yılından itibaren 5 yıl süreyle Model B2 nin üretimine başlayan Andre Citroen daha küçük ve ucuz otomobillere gereksinim duyulduğunu gözlemler ve bu gözlemlere dayalı olarak Model C yi geliştirir. 1921 yılında geliştirdiği küçük sınıfa mensup olan Model C 1922 yılında satışa sunulur. 1926 yılında kadar 88.000 adetlik üretim rakamına ulaşan firma, Model C nin maliyetinin, 4 kişilik Model B ile neredeyse aynı olması ve bu maliyetin düşürülememesi yüzünden  Model C nin üretimini durdurur.  Toruer, Cabriolet ve Le Trefle/Yonca olarak 3 farklı model tipine sahip ve halk arasında ilk olarak sarı renkle günyüzüne çıktığı için La Petit Citron (Küçük Sarı Limon) olarak adlandırılan Model C kısa sürede firmanın Avrupa pazarında büyük bir yer edinmesine yardımcı olmuştur. Ürettiği otomobillerle kaliteli ve güvenli modeller üreten Citroen'in tüm bu özelliklerinden daha da önemli bir özelliği kusurusuz bir pazarlama sistemine sahip olmasıdır.

Andre Citroen otomobilin bütün toplumsal sınıflarca kullanılacak ortak bir araç olacağına ve yığınsal olarak üretildiğinde herkese büyük özgürlükler sağlayacağına inanmaktadır. Ford firmasının maliyet düşürme sistemi üzerine önemli çalışmalar yaparak kendi fabrikasına uygulayan Andre Citroen reklamın gücünü de hiçbir zaman unutmamış ve seri üretime geçer geçmez " Yığınsal olarak üretilen ilk Fransız otomobili" başlığı ile tam sayfa gazetelere reklam vermiştir. Gerçektende Fransa'da o yıla kadar hiçbir firma alınır alınmaz kullanıma hazır otomobil üretmemişti. Aynı zamanda 1921 yılında üç kişilik olduğundan ötürü "Yonca" olarak adlandırılan 5CV tanıtımı için Wallace ve Draeger adlı reklam firmalarını görevlendiren Andre Citroen, ürettiği otombiller için her gün gazetelerde tam sayfa reklamlar yayınlamış, el ilanları ve kitaplar bastırılarak müşterilerin adreslerine postalanmıştır. Bu iş için ciddi maddi kaynak ayıran Andre Citroen işi kendi basımevini kurmaya kadar götürmüştür.

1922 yılına gelindiğinde katıldığı fuarlarda bir uçak tarafından adını gökyüzüne yazdırmakta olan firmanın yeni hedefi kırsal kesimdir. Citroen, B2 Normende modelini geliştirir ve reklamında halka şöyle seslenir: " Çiftçiler, ilerlemeci insanları makineyi insan emeğinin yerine ikamet ettiniz. Birini de pazara gitmek için niye atınızın yerine koymayasınız? Otomobili deneyin."

Citroen edindiği başarı ile hiçbir zaman yetinmemiştir ve yeni reklam alanları düşünmeye devam etmiştir. Fransa Karayolları yönetimi ile anlaşarak yolları üzerinde Citroen Arması bulunan trafik tabelaları, uyarıcılar ve yönlendirici göstergelerle donatmıştır. Böylece yol güvenliği ve yol bilgisinin Citroen firması ile özdeşleştiğini insanlara empoze etmiştir.

Andre Citroen belki de adını tarihe yazdırmış en ileri görüşlü otomobil üreticisidir. Yarının sürücülerinin bugünün çocukları olduğu varsayımından yola çıkarak onlar en erken yaşlarda otomobil pazarının birer mensubu yapacak planlar üzerinde çalışmalar yapan Andre Citroen, 1923 yılında elektrik motorlu ve pedallı oyuncak otomobiller üretmiştir. Citorencik olarak adlandırılan, büyük ölçekli ve içine binilerek sürülebilen bu motorlu oyuncakların yanı sıra bunları elde edemeyecek çocuklar içinde 1/10 ölçekli teneke  ve 1/43 ölçekli alçıdan kendi ürettiği otomobillerin modellerini yapmaya başlamıştır. Dolayısıyla o yıllarda sadece bir otomobil üreticisi değil aynı zamanda maket üreticisi olarak faaliyet gösteren firma  İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki dar boğazdan ötürü bu maket üretimlerinden vazgeçer ve bu üretimleri oyuncak üreticilerine devreder.

Bir Citroen ile Sahra Çölü'nün geçilmesi, "Kara Yolculuk" olarak bilinen Afrikanın kuzeyden güneye seyahat edilmesi ve son olarak "Sarı Yolculuk" olarak bilinen Himayalar ve Gobi çölünün geçilmesini kapsayan seyahatin tamamlanmasından sonra firma bu yolculukları içeren belgesel filmler oluşturmuş ve reklam halkasına bir zincir daha eklemiştir.  Eiffel Kulesinin bir cephesine  200.000 ampülle yazılan Citroen yazısı ile otomobil reklamlarında sınır tanımayan Andre Citroen kazandığı kumar paralarını kazandığı kumarhanelerdeki çalışanlara bir 5CV almaları için bırakır. Reklam filmlerini destekleyen başarılı bir müzik yapılması için başlattığı ve ünlü müzisyenlerden oluşan seçiciler kurulu tarafından karar verilecek olan yarışmanın da elbetteki ödülü bir Citroen'dir.

1925 yılında Paris'te dünyanın o zamanki en büyük otomobil mağazası Citroen tarafından açılır. Yacco motor yağlarının yaptırdığı kısa reklam filmlerinin gösterildiği ve 300.000 kilometre yaparak rekorlar kıran küçük bir otomobilin hikayesi anlatılır. Citroen Armoni Orkestrası'nın verdiği konserler kaydedilir ve plaklar firmanın sürekli müşterilerinin adreslerine gönderilir.

Rus şair ve yazar İlya Grigoryeviç Ehrenburg taraından kaleme alınan "Ve İnsan Otomobili  Yarattı" başlığı ile yayımlanan belgesel romanda Andre Citroen ve Citroen otomobilleri, üretimi, fabrikaları ve işçileri hakkında sayfalarca bilgi verilmiştir.

1935 yılında önden çekişli otomobil sistemini yaratan ve tüm otomobil firmaları tarafından yıllarca desteklenen bu sistemin yaratıcısı Andre Citroen  gene aynı yıl yakalandığı mide kanserine yenik düşmüştür.





Ferrari otomobillerine duyduğu ilgi ile tanınan Ferruccio Lamborghini çiftçi bir ailenin çocuğu olmasına rağmen mekaniğe büyük bir ilgi duymuştur. Teknik okuldan mezun olduktan sonra, motorize birliklerde askerliğini tamamlayıp savaş sırasında tutsak düştüğü İngiltere'den döndükten sonra savaş artığı araç ve gereçleri değerlendirerek traktör yapımına başlamıştır. Küçük bir atölyede başlayan üretimler büyüyen talep sonrasında giderek genişlemiştir. F.Lamborghini  bu dönemde kendisi için özel ürettiği Fiat Topolino ile 1948 Mille Miglia yarışlarında yarışmışıtır ancak bir kaza sonucu araç tamamen parçalanmıştır.

1949'da Lamborghini Trattrice(traktörleri) fabrikası kurulur ve hızla seri üretime geçen firma kısa sürede F. Lamborghini'yi İtalya'nın en zengin insanları arasına girmesini sağlar. Sahip olduğu serveti büyük merakı olan hızlı otomobillere haracayan Lamborghini o dönemde Mercedes 300SL, Ferrari 250 GT ve Jaguar gibi otomobillere sahipti.

Enzo Ferrari'nin haytını anlatırken de değindimiz gibi, Ferrari firması, Enzo Ferrari'nin isteği üzerine bir dönem tüm çalışmalarını yarış otomobilleri üzerine yoğunlaştırdığı için binek Ferrari otomobilleri kullanıcıları, üretilen Ferrariler'den memnun değildi. Servislerdeki teknik yetersizlik memnuniyetsizliğin üzerine tuz biber olmuştu. F.Lamborghini'nin sahip olduğu Ferrari'de çok sık arızalanmış ve defalarca servise gitmesine rağmen araçtaki kavrama sorunu bir türlü çözülememişti. Bunun üzerine bir rivayete göre Enzo Ferrari ile görüşmek isteyen F.Lamborghini'nin bu isteği E. Ferrari tarafından reddedilmiştir. Başka bir rivayete göre ise E.Ferrari ile görüşmeyi başaran Lamborghini, Ferrari otomobillerinin ne kadar sefil olduğunu kaba bir şekilde dile getirmiş ve E. Ferrari tarafından otomobillerden anlamayan basit bir köylü olduğunu ifade eden sözcüklerle aşağılanmıştır.

Aracındaki sorunu çözmek için kolları sıvayan Lamborghini, otomobili sökmeye başladığında kavrama sisteminin kendi ürettiği traktörlerden hiçte farklı olmadığını görür ve bu kavrama sistemi yerine Borg&Berg marka kavrama sistemini uygular. Bir daha sorun tekrar etmez ve otomobili sorunsuz çalışır. Bu olayla birlikte Ferrari'den daha iyi otomobiller üretmeye karar veren F.Lamborghini, Ferrari fabrikasına çok yakın bir şehirde Lamborghini Otomobilleri fabrikasını kurar ve eski Ferrari mühendisleri Gianpaolo Dallara ve Bob Wallace gibi deneyimli mühendisleri toplayarak sedan ve spor otomobillerin özelliklerine sahip büyük seyahat anlamına gelen GT otomobiller üretmeye başlar. Firmanın temel prensibi ise kaliteli otomobiller ve servis ağı olarak belirlenir.

1963 yılında gelindiğinde çalışmaları ilk meyvelerini verir ve Lamborghini 350 GTV prototip olarak günışığına çıkar. Satışa sunulan ilk ürün ise bir yıl sonra Cenova'da tanıtılan ve satışa sunulan Miura'dır. Ferrari firmasından olaylı ayrılan Giatto Bizzarriri ve Bertone Karoseri firması mensuplarından Marcello Gandini tarafından tasarlanan bu otomobil firmanın otomobillerini boğa isimleri ile isimlendirme geleneğinin başlangıcıdır. F.Lamborghini bir boğa burcu olmasıdn dolayı firmanın amblemi olarak kabul edilmiştir. Ünlü boğa Miura'nın adının verilmesiyle başlayan bu seri, matador Manolete'yi öldüren İslero'nun isminin  model ismi olarak kabul edilmesiyle devam etmiştir. Bu isimlendirme geleneğinde çeşitli matador ekipmanları da (kılıçve bıçaklar gibi) model ismi olarak kullanılmıştır.

Lamborghini'nin üzerinde çalıştığı son otomobil olan "Countach" aynı zamanda firmanın model isimlendirme geleneğinin de sekteye uğradığı bir modeldir. İtalyanca'da "Laf Atmak" anlamına gelen "Countach" dan sonra firma alınan kararla isimlendirme geleneğinin eskisi gibi Arenalardan gelen isimlerle adlandırılması kararını almıştır. Murcielago ve Gallardo gibi Miura soyundan gelen boğaların isimlerinin kullanılması da başka bir model adlandırma güzelliği olmuştur.

1972 yılında Güney Amerika'dan alınan büyük traktör siparişi üzerine yüklü bir yatırım yaparak fabrikasını büyüten F.Lamborghini siparişlerin iptali üzerine ekonomik sıkıntılar yaşar. Bunun üzerine spor otomobil üretiminde Georges-Henri Rosetti ile ortak olan F. Lamborghini bir süre sonra tüm hisselerini Rosetti ailesine satmıştır. Emeklilik günlerini çiftçi gibi bir kasabada geçiren Lamborghini 76 yaşında ,1993 yılında ölmüştür. Tek oğlu Torino hayatını bir kıyafet ve aksesuar tasarımcısı olarak sürdürmektedir.

Gazeteci Mirco Decet'ya verdiği röportajda Lamborghini, Ferrari otomobillerinin en sevdiği otomobiller olduğunu itiraf etmiştir.






Enzo & DinoEnzo Ferrari 1898 yılında Modena'da doğmuştur. Aile ismi olan Ferrari sözcüğünün İtalyanca'daki anlamı nalbant olup, ailenin mesleğini temsil etmektedir. Enzo Ferrari 1956 yılında oğlu Dino Ferrari'yi bir tür kas rahatsızlığından dolayı yitirmiştir. Dino'nun ölümü ile ilgili İtalyan mafyasına odaklı çeşitli söylentiler uzunca bir süre sürmüş olsa da, Dino Ferrari'nin ölümü tüm kayıtlara "kas rahatsızlığı" olarak geçmiştir. Enzo, oğlunun ölümünden itibaren hayatı boyunca taktığı siyah gravatları ve gözlükleriyle belleklere kazınmıştır.

Enzo Ferrari, on yaşında iken ilk otomobil yarışını izlemiş, 13 yaşına geldiğinde otomobil kullanmaya başlamış ve otomobillere olan ilgisi katlanarak artmıştır. Modena itfaiyesinde bir dönem çalıştıktan sonra 1918'de Turin'de test sürücüsü olarak işe başlar. Daha sonra Milano'ya göç ederek CMN (Ulusal Motor Yapımı) kuruluşunda test sürücüsü ve yarış otomobili sürücüsü olarak işe başlar. 1920 yılında Alfa Romeo kuruluşunda test sürücüsü olarak başladığı kariyerinde kısa sürede yükselir ve en son Alfa Yarış Bölümü Müdürlüğü'ne kadar terfi eder.

1940 yılında kendi bağımsız şirketi olan Auto Avio Costruzioni'yi kurar. 1944 yılında 2.Dünya Savaşı sırasında bombalanan Ferrari atölyesi, 1946 yılında tekrar inşa edilir ve ilk Ferrari yol otomobilinin tasarım çalışmalarına başlar. 1940 yılında Mille Miglia yarışları için üretilen iki otomobille kendini tanıtan Ferrari  1947 yılında kazandığı yarışlarla adını dünyaya bağırırcasına duyurmuştur. Ferrari'nin logosu da kazanılan bir yarış sonrasında ortaya çıkmıştır. 2. Dünya Savaşı pilotlarından Francesco Barraca'nın ailesinin, oğullarının uçağına savaş uçuşları öncesinde çizdiği şahlanan atın, Ferrari otomobillerinde kullanmalarının , firmaya şans getireceği söylemesi üzerine arka planı Modena şehrinin rengi olan sarıya boyanarak araçlarında uygulanmaya başlanmıştır.

1947 yılında yarış pistlerine çıkan ilk Ferrari'den sonra Enzo Ferrari şirketin yarış kariyeri üzerine daha fazla yoğunlaşmış, pilotların hayatlarına mal olan bir çok proje denemesine imza atmıştır. 1960 yılında girilen ekonomik darboğaz yüzünden firmanın 18 milyon dolara Ford Motor Şirketi'ne satılması gündeme gelse de, Ford'un Avrupa Spor Otomobil Yarışları üzerine ciddi bir çalışma başlatması üzerine müzakereler sırasında Enzo Ferrari bu düşüncesinden vazgeçmiştir. 1965 yılında Ford yerine Fiat'la ortaklık kurarak bu darboğaz atlatılmıştır.

Enzo Ferrari'nin çalışmaları firmaya 1947-1988 yılları arasında 25'i Dünya şampiyonluğu olmak üzere 5000'in üzerinde yarış kazandırmıştır. 90 yaşında Modena'da hayatını kaybetmesinden sonra duraklama sürecine giren Ferrari şirketi, 1996-2006 sezonunda başarılı sürücü Michael Schumaer ile tekrar eski günlerine kavuşmuştur.

Enzo Ferrari yaşamının son yıllarında hep hayalini kurduğu bir otomobil olan F40 üzerinde çalışmıştır. Bu otomobil Enzo Ferrari'nin gerçekleşen son hayali olarak anılmıştır. F40 söz konusu olduğunda Enzo için hep "mutlu öldü" yorumu yapılmıştır. Hayatı boyunca defalarca onur ödülü ile şereflendirilen Enzo Ferrari'nin anısı 2003 yılında satışa sunulan Ferrari Enzo olarak adlandırılan otomobille yaşatılmaktadır. Yazıyı Enzo Ferrari'nin hayatından ilginç bir detayla bitiriyoruz, sebebi halen bilinmemekle beraber, Enzo Ferrari kullandığı dolma kalemlerinde daima mor mürekkep kullanmayı tercih etmiştir.




1853 yılında Amerika'nın Michigan eyaletine bağlı Dearborn kasabasında doğan Henry Ford, çiftçi bir ailenin çocuğu olmasından dolayı toprak işi ile ilgilenmesi beklenirken, O daha çok toprağı işleyen makinalarla ilglenmeyi tercih etti. 16 yaşında buharlı ve benzinli makinelerle ilgilenmek üzere Detroit'e taşınan Henry Ford 30 yaşına geldiğinde bir elektrik santralinde çalışmaktaydı. Bir yandan da taşıt tasarımı ve bu tasarımları yürütecek motorlar üzerinde çalışmalar yürüten Henry Ford 1896 yılında ilk ahşap gövdeli otomobilini üretmiş olmasına rağmen ne yazık ki iş adamlarının desteğinin devamlılığını sağlayamamıştır.

Bu başarısızlık Henry Ford'un çalışmalarını daha da hızlandırmasına sebep olur ve 1901 yılı Ekim ayında kendi tasarımı olan 8 litrelik 2 silindirli saatte yaklaşık 74 km. hıza ulaşan aracı, finansörlerin dikkatini çeker ve yürüttüğü çalışmalara finansal desteklerin artmasına olanak sağlar.

1903 yılında tanınmış yarış otomobili yapımcıları arasında ismini duyurmaya başlayan Henry Ford, kendisini destekleyenlerin sayısı her geçen gün artınca Ford Motor Şirketi'ni kurar ve ilk Ford modeli olan "Model A" yı üretmeye başlar. 1908 yılına kadar üretilen A harfinden başlayarak S harfine kadar 19 harfin model ismi olarak kullanıldığı bu  güvenli ve basit otomobillerini oldukça hesaplı bir şekilde, 500$'dan satar. Model N 'nin üretime başlanması ile büyük bir yükselişe geçen firmanın 1908 yılında üretime başladığı ve alfabede T harfine ulaşılmasından dolayı "Model T" olarak adlandırılan otomobilin 850$ fiyatla, döneminin en yüsek fiyatları ile, satışa sunulması dikkatlerin Ford üzerinde toplanmasını sağlamıştı.

Pahalı bir otomobil olmasına rağmen T Model, döneminin yol şartlarına en iyi şekilde uyum sağlayan otomobil olduğu için büyük talep görmüştür. Dayanıklı, hafif, güçlüve basit bir otomobil olan "T Model"e gösterilen talebi karşılamakta zorluk çeken Henry Ford fabrikasını büyüterek Detroit'ten  Highland Park'a taşımıştır. Bu taşınma Ford Fabrikası için yeni bir dönüm noktası olmuştur. Üretim aşamasında aracın maliyetini ve yapım sürecini minimize etmek için çalışmalar yapan Henry Ford, uygulamya koyduğu " Üretim Hattı" olarak adlandırılan sistemi ile sorunlarına bir çözüm yaratmış olur. Bu sistem otomobil bir bant üzerinde kayarken, her işçi aracın farklı parçalarını monte etmekte görevlidir. Araç bantın sonuna satışa hazır bir şekilde ulaşmaktadır. Bu sistem ile kalifiye eleman sorununu, zaman kaybını, üretim aksaklıklarını minimize etmiş aynı zamanda maliyetleri de düşürmüştür.

Kesinlik, süreklilik, sistem ve hız ilkeleriyle güç kazanan firma 1914 yılında elde ettiği 10milyon $'lık kazancını işçilerine dağıtır ve çalışma saatlerini düşürür. Refah düzeyi artan işçilerde kendi birikimleri ile kendi otomobillerini almaya başlar. Böylece Henry Ford satışlarını arttıracak bir yol daha bulmuş olur.

Kurduğu sistemler başarıyla işlemiş ve 850$'dan satışa sunulan "T Model"in fiyatı 1914 yılında 260$'a düşer ve satışlar 1925 yılına gelindiğinde 2 milyon adedin üzerine çıkar. Her ne kadar konforsuz ve kullanımı zor bir model olsa da döneminin şartlarına en iyi şekilde cevap veren bir otomobil olduğu için üretim hayatı boyunca 15 milyon adedin üzerinde satmıştır.

Van, yolcu otosu, gezi otosu, itfaiye otosu gibi çeşitli varyasyonları bulunan "Model T" ler 1910 yılında "Ben Nevis" dağına, 1911 yılında "Pikes Peak" dağına tırmanarak dünyanın ilk tırmanma rekorlarını kırmışlardır. Dağ kadar basamakları tırmanması ile de ünlenen bu otomobil 20 yy'da üretilmiş diğer otomobillerle kıyaslandığında, Ford'un tasarımının ne kadar başarılı olduğu ve bir efsane olarak anılmayı hakettiği görülmektedir.

1999 yılında oylama ve sonuç belirleme çalışmaları tamamlanan, Küresel Otomotiv Seçimleri Vakfı tarafından organize edilen "20. Asrın En İyi Tasarımları" yarışmasında birinciliğe layık görülmüştür. Bu yarışma kapsamında Henry Ford'da 20. yy otomotiv sektörünün en girişimcisi olarak seçilmiştir.





©2008 www.ankaramodel.com info@ankaramodel.com