Otomobili kim icat etti sorusuna cevap verebilmek hiçte sanıldığı gibi kolay değildir. Çağdaş hayatın en önemli yardımcılarından biri ve "makine uygarlığının" en anlamlı temsilcisi olan otomobil tek bir araştırıcının, belirli bir aygıtı geliştirerek ulaştığı bir sonuç değildir. Tekniğin 20. yüzyılda varmış olduğu en başarılı sonuçlarından birini meydana getiren otomobil, teknikle uğraşan araştırmacıların ve bilim adamlarının yüzyıllar boyunca süregelen çalışmalarının ortak sonucudur.
Motorlu bir taşıt, yani mekanik enerjiyle yol alan bir taşıt meydana getirebilmek fikri insanlık tarihinin çok eski devirlerine kadar iner. Ancak bu fikrin bilinçli bir şekilde ortaya atılmasını 15. yy nin ortalarına bağlamak yanlış olmaz. Gerçektende bu yüzyılda rüzgar enerjisiyle hareket edebilecek bir taşıtın resmi yapılmış, taşıtın tekerleklerine rüzgardan yararlanmayı sağlayacak bir düzenek yerleştirilmiştir.
Ünlü ressam Leonardo da Vinci'nin bir deseninde de motorlu bir taşıt için, hiç olmazsa kuramsal alanda, bir araştırma yapıldığı anlaşılmaktadır. Leonardo da Vinci, yatay olarak yerleştirilmiş iki dişli tekerleğin meydana getirdiği ilkel bir diferansiyelden yararlanan bir taşıt resmi çizmiştir. Bu taşıt yaklaşık olarak yüzyıl kadar sonra Tallement des Réaux adında bir Fransız tarafından gerçekleştirilmiştir, fakat başarılı bir sonuç vermemiştir.
16. ve 17. yüzyıllar arasında motorlu bir taşıt meydana getirebilmek konusunda çok çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Gerçektende Gerolamo Cardano adında bir araştırmacı meydana getirdiği özel bir contayla, hareketi eksenlere vermeyi başarmış, Agostino Ramelli, başta kürek biçiminde tekerleklerle yol alan bir deniz savaş taşıtı olmak üzere bir çok savaş aygıtı gerçekleştirmiş ve nihayet Giovanni Branca da rüzgar enerjisiyle hareket eden bir çok taşıt modeli çizmiştir.
Ne var ki bu taşıt taslaklarından hiçbiri uygulamada başarılı bir sonuca ulaşamamış, motorlu bir kara taşıtı meydana getirilememiştir. Bunun üzerine araştırmacılar taşıta hareket sağlamak için başka aracılardan yararlanmayı düşünmüşlerdir. Bu yıllarda teknik alanda su buharının sağladığı önemli yenilikler, su buharıyla hareket eden bir taşıt tasarlanıp tasarlanmayacağı sorusunu ortaya atmıştır.
1680 yılında dört tekerlek arasına yerleştirilmiş bir buhar kazanıyla hareket eden bir taşıt tasarlayan Isaac Newton, motor enerjisiyle hareket eden taşıt konusunun gelişmesine önemli bir katkıda bulunmuştur. Buharın dışarı çıkması için bir çeşit egzoz borusuna sahip olan kazan, dinamiğin tepki ilkesinden yararlanarak hareket sağlayacaktı.
Uygulamada büyük bir başarı sağlamayan yukarıdaki tasarıyı, Watt' ın sadece buhar basıncından yararlanan motoru izledi. Watt bu motoru, Papin ve Newcomen' in atmosfer buharlı ilk aygıtları meydana getiren ana deneylerinden sonra gerçekleştirmişti. Atmosfer buharlı aygıtlar, pistonu hareket ettirebilmek için, atmosfer buharını ve basıncını sırayla kullanıyordu. Watt' ın getirdiği çözüm yolu aygıtın verimliliğini büyük ölçüde artırmış, endüstride oldukça büyük bir uygulama alanı bulmasını sağlamıştı.
Fransız mühendis Nicolas Cugnot' nun 1770 yılında gerçekleştirdiği fardier motordan yararlanarak hareket eden taşıtın ilk başarılı örneğini meydana getirdi. Böylece otomobil konusunda ki araştırmaların tarih öncesi diye adlandırılabileceğimiz devir artık sona eriyordu.
Cugnot'nun otomobili üç tekerlekliydi. Taşıtın yönünü sağladığı gibi, çekme olayını da gerçekleştiren ön tekerlek bir buhar kazanı taşıyor, bu kazan iki silindiri çalıştırıyordu. Fransız devriminin öncesinde Paris sokaklarında ilk denemeleri yapılan taşıt saatte 9 km gibi o yıllar için çok önemli bir sürat yapmıştı. Taşıtın en büyük eksiği sadece 15 dakika kadar çalışabilmesiydi.
Yukarıdaki sakıncaya, taşıtı yönetmenin zorluğuna ve motorun ağırlığına rağmen, Cugnot'nun meydana getirdiği taşıt, ilgililere "atsız" bir arabanın pekala gerçekleştirebileceğini kesin olarak kabul ettiriyor ve yeni çalışmaların daha büyük güvenle yapılabilmesi olanağını sağlıyordu.
Cugnot'nun otomobilinin Paris gösterilerinin başarılı bir şekilde sonuçlanması Avrupa' nın başka ülkelerinde de yeni taşıtın yayılması sonucunu doğurdu. İngiltere gibi kimi ülkelerde kamuoyu yeni taşıtı kuşku ve çekimserlikle karşılarken, başka ülkelerde olumlu tepkiler oldu. İngiltere' de ki tepki oldukça sertti. Geleneklerine bağlı İngilizler, bunca yıldır alıştıkları at arabalarının yerini almak iddiasıyla ortaya çıkan otomobilin yayalara verebileceği zararları öne sürerek 1837 yılında parlamentodan bir kanun çıkmasını sağladılar. İngiliz Parlamentosunun kabul ettiği ünlü Red Flag Bill (Kırmızı Bayrak Kanunu) otomobillerin saatte en fazla 4 mil sürat yapabilmelerini ve taşıtın önünde, elinde gündüzleri kırmızı bayrak, geceleri de fener bulunan bir öncünün koşması zorunluluğu öngörüyordu. 1896 yılına kadar yürürlükte kalan bu kanun, bir arabayla karşılaşan bir otomobilin durup arabaya yol vermesi hükmünü de getiriyordu.
1834 yılında Fransa'da Charles Dietz adında ileri görüşlü bir yapımcı, Paris ile Saint-Germain arasında düzenli bir taşıt servisi kurdu. Taşıt, ardına bağlanan arabaları çeken bir lokomotiften meydana geliyordu. Buharla çalışan bu üç tekerlekli lokomotif, o yıllarda demiryollarında kullanılan lokomotiflere oldukça benziyordu. Tekerleklerden öndeki sadece yön verme işine yarıyordu, iki arka tekerlekse çekme işini gerçekleştiriyordu. Velosifer diye adlandırılan bu kara lokomotifleri çok geçmeden önemini yitirdi. Demiryolunun sağladığı büyük gelişme velosiferin önemini yitirmesi sonucunu doğurdu.
Ne var ki, buharlı arabaların çok önemli sakıncaları da vardı. Bunlardan en önemlisi, motorun arabayı çekebilir hale gelebilmesi için 30-120 dakika arasında değişen bir hazırlık dönemine ihtiyaç göstermesiydi. Üstelik motor hacminin çok büyük oluşu, hem fazla yer gerektiriyor, hem de verimi azaltıyordu.
Bu sakıncalar araştırıcıları gaz yada elektrikle çalışır motora yöneltti. Ardından da patlarlı motor üzerinde çalışmalar başladı. Patlarlı motor, silindirin içinde oluşan bir yanmanın meydana getirdiği enerjiden yararlanıyordu. Yanma sırasında büyük ölçüde gaz meydana geliyor, bu gaz pistonu sıkıştırarak ona hareket sağlıyordu.
Patlarlı motor konusundaki ilk görüşleri ortaya atanların ve patlarlı motoru gerçekleştirenlerin Barsanti ve Matteucci adında iki İtalyan olduğu artık bilimsel çevrelerde tartışmasız olarak kabullenilmektedir. Bu konuda yakın yıllara kadar süren tartışmalar kesin olarak yukarıdaki sonuca ulaşmıştır. İkiside fizikçi olan bu araştırmacılar, 1841 yılında De Cristoforis adında bir başka araştırmacının yaptığı deneyden yola çıkmışlardır. De Cristoforis, naftla çalışan bir motor meydana getirmiş ve bu motor sekiz saat süreyle aralıksız çalışmıştır. De Cristoforis motorunun yapısını ve işleyiş ilkelerini belirten bir tutanak yapmış ve bu tutanağı 1853 yılında resmi makamlara vermişti. 1856'dan itibaren de naftlı motor seri halinde yapılmaya başlanmıştı.
De Cristoforis'in motoru bir silindirliydi. Suyla soğutuluyordu. 5 beygir gücündeydi. Üç zamanlıydı. Birinci zamanda yakıt silindire geçiyor, ikinci zamanda bir elektrik kıvılcımı patlamayı sağlıyor, üçüncü zamanda ise gazlar dışarı atılıyordu.
Bu ufak motorun meydana getirdiği kolaylıkları geliştirmek üzere kurulan bir firma, yukarıda adlarını belirttiğimiz iki araştırmacıya bu konuda çalışma olanağı sağladı. 1864 yılında başlayan bu çalışmalar, De Cristoforis'in motorunu geliştirmek, daha kusursuz ve güçlü kılmak amacı taşıyordu. Firmanın işleri ilkin çok yolundayken kısa bir süre sonra Barsanti'nin ölmesi ve Matteucci'nin de çalışamayacak kadar hastalanması ekonomik durumu bozdu. Firma kapanınca iki İtalyan araştırıcısının o zamana kadar gerçekleştirilmiş oldukları buluşlar ve yenilikler başkaları tarafından benimsendi. Zamanla iki İtalyan'ın adı unutuldu.
Aynı konuyla ilgilenen Fransız araştırmacı Etienne Lenoir daha şanslı çıktı. Gerçekten de Lenoir, Hugon adında bir araştırmacının, uygulamada olumlu sonuç vermez gerekçisiyle bir yana bıraktığı bir buluşu, Hugon'un izniyle geliştirip patlarlı bir motor elde etti. Büyük bir reklam kampanyası ile desteklenen bu patlarlı motor, Avrupa'nın bütün ülkelerinde ilgi gördü ve çok satıldı. Lenoir'in başarısı bu kadarla da bitmedi. Motoru gazla çalışan ilk otomobili gerçekleştirdi. Ayrıca deniz motorları konusunda da çalışmalar yaptı. Lenoir'in 1863 yılında yaptığı bu çalışmalar zamanla daha da geliştirildi. 26 yıl sonra açılan evrensel Paris sergisinde artık benzin buharıyla çalışan Lenoir motorları büyük bir ilgi gördü.
Öte yandan 1867 yılında Otto ve Langen adında iki Alman araştırıcı da patlarlı bir motor meydana getirmişlerdi. Mateucci-Barsanti ikilisinin ulaştığı sonucu olduğu gibi kopya eden bu motor da çok büyük bir ilgi uyandırdı. Aynı zamanda akıllı birer iş adamı olan Otto ile Langen, motorun ağırlığını azaltıp titreşimleri yok etmek suretiyle, kamuoyunun Lenoir' in motoruna yönelmiş ilgisini kendi motorlarına çekmesini bildirler.
Böylece de bu motorda çok büyük kar bıraktı.Otto ve Langen' in başarılı yanlarından biri de, dört zamanlı motorun önemini kavramış olmalarıdır. 1862 yılında Beau de Rochas adında bir Fransız tarafından keşfedilen dört zamanlı motor olumsuz sonuçlar verdiği için bir kenara bırakılmıştı. Otto ve Langeni dört zamanlı motorun önemini kavramışlar ve bütün dünyaya yayılmasında önemli bir rol oynamışlardır.
Günümüzde hemen hemen bütün otomobil markaları tarafından kullanılan dört zamanlı motor, 20 yy' ın ilk yıllarına kadar sadece Alman fabrikaları tarafından meydana getiriliyordu.
Emme, sıkıştırma yanma ve egzoz zamanlarından meydana gelen dört zamanlı motorun ilk olarak bir taşıta uygulayan Giegfried Marcus adında bir Alman olmuştur. Zigfried Marcus, 1875 yılında dört zamanlı motoru basit bir arabaya takmıştır. Marcus'un bu şekilde meydana getirdiği ilkel otomobili arka tarafına dört zamanlı bir motor takılmış dört tekerlekli bir arabadan meydana gelmekteydi. Taşıtın en büyük yeniliği yakıt olarak benzin kullanmasıdır. O tarihten sonra motorlarda benzin ya da hafif petrol kullanmak yaygınlaşmıştır. Benzinin, hafif petrolün öbür yakıtlara üstünlüğü, kullanımlarındaki kolaylıktır.
1885 yılı otomobilcilik tarihinde bir dönüm noktasıdır. Gerçekten de Karl Benz ve Gottlieb adında iki Alman, 1885 yılında motorları benzinle çalışan ilk otomobilleri meydana getirmişlerdir.