Ben Ankara Model ekibinin üç numaralı üyesi Tolga Titiz. Sarim ve Eray kardeşlerimin yoğun emek ve özveri ile hazırladığı dergimiz Dr.Diecast'in farklı sayılarında çeşitli konularda onlara yardımcı olmaya çalışıyorum. Öncelikle bu güzel ortamı paylaşmamızı sağladıkları için de onlara çok teşekkür ediyorum.
1972 yılında Ankara'da doğdum. Ankara ve Kocaeli'nde yaşadım. Aslında köken olarak İstanbulluyum ama İstanbul benim için ne yazık ki arada bir gezmeye ve model araştırma turlarına gittiğim çok güzel bir şehir olmaktan öteye gidemedi.
Üniversiteyi Eskişehir'de Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'nde okudum. 1998 yılında mezun oldum ve o günden bu yana Ankara'da Felsefe Grubu dersleri öğretmenliği yapmaktayım. Ayrıca çok güzel bir tesadüf sayesinde Sarim ile son birkaç yıldır aynı okulda çalışıyoruz. Neredeyse komşu denecek kadar yakın oturuyoruz ve hepinizin bildiği gibi aynı hastalıktan müzdaribiz; Diecast Humması (-ki çok ciddi bir hastalıktır). Bazı insanların kaderleri demek ki benzer yazılıyor.
Bu dergiyi izleyip, bu satırları okuyan herkes gibi bende bir otomobil tutkunuyum. Üstelik bu tutkumda ölçek sınırıda yok. Sanırım bu tutkumun en önemli nedeni çocukluğumda küçük araba adını verdiğim Matchboxlarım. İlk küçük arabama ne zaman sahip olduğumu hatırlamam mümkün değil, çünkü dişlerim çıkarken onları kemirirmişim. Kazıdığım yerleri kapatmak için annem bazılarını çeşitleri ojeleri ile boyamış ve hayatta kalanlarını da yıllar boyunca saklamış.
Hatırladığım en güzel çocukluk anılarımda etrafımda bir yerlerde, küçük arabalar mutlaka vardır.
Dişlik yerine Matchbox kullanan birinin, model otomobil koleksiyoncusuna dönüşmesi de herhalde çok şaşırılacak bir durum değildir diye düşünüyorum.
Onların önemi bir koleksiyon objesi olduğunu ise 30 yaşımdan sonra fark ettim. Bu gün 1969-1980 yılları arasında üretilmiş orijinal İngiliz Lesney Matcbox'lardan oluşan 36 arabalık bir koleksiyonum var.
Matchbox'larla başlayıp otomobillerle ilgili objelerle, anahtarlıklarla devam eden ve araba sevdamdan beslenen koleksiyonculuk merakım 1998 yılında ilk diecast modelimi almamla birlikte şekil değiştirdi. Bir otomobil tutkununun iyi yapılmış modelden aldığı keyfin başka bir şeyle kıyaslanamayacağını gördüm. Bu nedenle o zamandan bu yana sadece diecast otomobil topluyorum.
Bu işe büyük bir hevesle her gördüğüm modele saldırarak başladım. Örneğin yirmiye yakın Bburago almıştım ve neredeyse hepsi Ferrari idi. Maisto modellerinin süspansiyonlarını ilk gördüğümde " tamam bundan ötesi olamaz !" dediğimi hatırlıyorum. Bu on yıllık süreçde 150'den fazla 1:18 ölçekli model araba aldım, fakat bugün 65 adet 1:18, 8 tane 1:43 ve 20 kadar da 1:87 ve Piccolo modelim var.
Tabiî ki koleksiyonum 1:18 modellerden oluşuyor. Diğer modelleri ise sergilerken, koleksiyona bir derinlik, estetik ve hatta espri katmak için aldım. AutoArt'ın 1:18 ölçekli muhteşem 2002 modelinin yanına aynı arabanın Piccolo'sunu (Schuco) koymak gören herkesi tebessüm ettiriyor.
Zaman geçtikçe kendinizi ve hoşlandıklarınızı daha iyi tanıyorsunuz. Otoparkım ilk günden beri her zaman büyük bir sirkülasyon içerisinde oldu. Aldığım modellerin pek çoğunu sattım, değiştirdim veya arkadaşlarıma dağıttım. Sonra bir gün, sanırım 2005'te ilk günden bu yana rallicilere hiç dokunmadığımı fark ettim. Koleksiyonuma girdikleri andan itibaren hiç birini değiştirmemiş veya elden çıkarmamış olduğumu gördüm. Bende temamı ralliciler üzerine kurdum.
Özellikle ralli parkurlarındaki başarıları üzerine/anısına yollara çıkarılmış olan cadde versiyonlarını yani "top modelleri" topluyorum. Bazı efsanelerin yarış tiplerini de alıyorum. Fakat yarış modellerini, çoğunlukla cadde tipi 1:18'lerin yanına kaliteli üretilmiş 1:43'leri koyarak tanımlamak niyetindeyim. 1:18 ölçekli üretilmiş hemen hemen bütün ralli efsanelerini topladığım için artık garip bir huzurla farklı sergileme biçimleri arayışı içerisindeyim.
Rallicileri neden çok sevdiğimi defalarca sordum kendime; onlar dokunabildiğimiz gerçek otomobiller, çoğu hergün görebileceğimizi kadar sıradan, fakat taşıdıkları potansiyelle her biri safkan birer spor otomobil. Bu özellikleri ile bana büyüleyici geliyorlar.
Koleksiyonumu "diorama" denilen canlandırma/ tasvir etme yöntemi ile "renklendirmeye" çalışıyorum. Yaptığım işler " Dr-Diecast" te yayınlandığından bu yana üzerimde dioramacı olarak tanımlayabileceğim bir imaj oluştu. Aslında ben dioramacı falan değilim. Diorama başlı başına bir hobi alanı ve bu alanın üstadları da bence trenciler. Benim için önemli olan koleksiyonumu daha iyi ve çarpıcı göstermek, sadece onun için diorama yapıyorum. Fakat çok özenli çalıştığımı söylemeliyim. Mesela bir Kyosho 131 Abarth'ın yanına plastik görünümlü veya katlanmış kağıtlardan oluşan bir şeyler koyamam, aynı kaliteyi ve gerçekçiliği yakalamak zorunda olduğumu düşünüyorum. Ama istediğim, beklediğim bir modeli almanın keyfini hiçbir dioramada bulamadığım için ben bir koleksiyonerim ve dioramaların, modellerin veya koleksiyonumun önüne geçmesini hiç istemem.
Hayatımın son on yılını model otomobil koleksiyonu yaparak geçirdim. Son birkaç yıldır her şey bir düzene girdi. Fiyatlar bir standarta kavuştu, bilinir hale geldi. Dolaysıyla daha rahat koleksiyon yapar bir hale geldik. Bu rahatlamayı büyük ölçüde internete ve onun sağladığı bilgi akışına borçlu olduğumuzu düşünüyorum. Sizlere tuhaf gelebilir ama ben internete teşekkür ediyorum.
Fakat bu günlere gelene kadar büyük sıkıntılar çektik. İstediğimiz modellere ya ulaşamadık, ya da zorluklarla elde ettik. Son on yılda yaşadıklarımı merak edenlere, özet olarak "hayatım beklemekle geçti" diyorum ayrıca büyük paralar harcadık. Ailelerimizle sorunlar yaşadık, garip bakışlara maruz kaldık.
Demek ki, yaptığımız işten o kadar büyük bir mutluluk duyuyoruz ki hepimiz devam ettik ve koleksiyonlarımızı bir yerlere getirdik.
Yani, sevgili Yalçın ağabeyimizin deyimi ile o kadar sıkıntılara ve anlaşılamamaya rağmen; "Mis gibi hayatımız var" diyorum.
Başta "Dr Diecast" ekibi olmak üzere pek çok güzel insanla tanışmamı sağlayan " bu kültüre" de teşekkür ediyorum