İkinci yaşına giren dergimiz DR.DIECAST'in tasarım ve yayın ekibi olarak istedik ki yeni yaşımızın ilk sayısında okurlarımızın karşısına birbirinden özel parçalar, konular ve konuklarla çıkalım. Peki Korkut Varol'u gözümüzde bu kadar özel kılan şey neydi? Bunu açıklamak için nereden ve hangi birinden başlayacağımızı bilemiyoruz; maketleri birer sanat eseri olarak kabul edecek kadar hobisine olan saygısı mı?, Mart 74'de Paris'in dağlarına çakılan uçağımızın dioramasını sıfırdan yapıp vücuda getiren duygusallığı mı?, yüksek el becerisini ağırlıklı olarak yerel motiflerin tasarımına ve imalatına aktraran sorumlu duruşu mu?, yoksa babacan ve mütevazi tavırlarıyla onu tanıyan herkes gibi bize de hemen Korkut Ağabey oluvermesi mi?...

Bu saydıklarımızın Korkut Varol'u bütünüyle özetlemeye yetmediğinin farkındayız, ama farkında olduğumuz şey Türk modelcilik ve maketçilik literatürünün kilometre taşlarını adeta eliyle yerleştiren en önemli isimlerinden birinin dergimize konuk olduğudur.

Buyrun karşınızda Korkut Varol.

Saygılarımızla...



Korkut VarolSizi biraz tanıyabilir miyiz? Modelcilik geçmişinizden biraz bahsedebilir misiniz?

1957 doğumluyum, makine mühendisiyim. 11 yaşımda zamanın modası aya iniş modelleri gibi son derece amatör olan kartondan maketleri yaparak maketlerle tanıştım. Zaten o yıllarda daha profesyonel ürünler bulmak neredeyse imkânsızdı. İlkokul yıllarımda bugünlerin temellerini attım diyebilirim. Kendi imalatım sayılabilecek, sıfırdan bir çalışmayı vücuda getirme işimi ilk kez 1972 yılında 15 yaşında gerçekleştirdim. Bu, kontrplaktan bir şasisi, kartondan gövdesi olan ve suluboya ile boyadığım bir otomobil maketi idi.

Bu hobi dalının 1970’li yıllardaki durumunu bize aktarabilir misiniz?

O yıllarda modelcilik veya model diye bir şeylerden bahsetmek oldukça güç. Ancak 1960’lı yılların sonlarında Türk Malı JET MODEL’in bazı modelleri olduğunu iyi hatırlıyor ve biliyorum. Jet Model’in ürünlerinden gövdeleri kağıt kaplama Ton Ton, Avcı gibi uçaklar ve tam olarak birebir model özelliği taşımasa da kontrplak malzemeden yapılmış pilli bir motoru olan Anadol belleğimde en çok kalan maketler.

El yapımı ilk maket - 1972Sizce Türkiye’de modelcilik ve modelcilikle ilgili organizasyonlar yeterli mi?

Yurtdışına oranla Türkiye’deki organizasyonların yeterli olduğunu söyleyemeyeceğim. Ancak Türkiye’de bu hobiye ilgi duyanların sayısının bu hobi ile uğraşanlardan daha fazla olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Türkiye’de modelciliğe başlamak niyetinde ve hevesinde olan bazı kimseleri maddi şartların engellediğini düşünüyorum.  

Bir de ülkenin sadece maket/modelciliğe değil genel anlamda hobi sahibi olanlara bakış açısının çok dar ve kısıtlı olduğu fikrindeyim. Ben ortaya konulmuş, vücuda getirilmiş maketleri, birer sanat eseri hatta birer heykel olarak görüyorum. Doğal olarak bu hobi dalıyla ilgilenmeyen kimselerin de bizim parçalarımıza bu gözle bakmasını bekliyorum. Bir maketi yaparken her kısmını tek tek elden geçiriyorsunuz, çapaklarının temizlenmesinden, aslına uygun olarak boyanıp üç boyutlu gerçeğinin küçüğü bir obje haline getirilme aşamaları bütünüyle bir sanat uğraşısı olarak algılanmalıdır.

Sonuçta vücuda getirdiğiniz bir modelin veya oluşturduğunuz koleksiyonun değerinin herkes tarafından doğru şekilde algılanmaması, daha basit bir gözle görülüp gerçek kıymetinin bilinmemesi veya oyuncaklarla karıştırılması üzücü bir durumdur, ama Recep İvedik filmlerinin gişe rekorları kırdığı bir toplumda daha fazlasını beklemediğimi de belirtmeliyim…

Özellikle Türkiye'deki maket ve model topluluklarında büyük heyecan yaratan Anadol ve Renault 12 projelerinizden biraz bahsedebilir misiniz, geleceğe yönelik başka projeleriniz var mı?

1977 London-SydneyBu hikâyenin hareket noktası aslında 1/24 ölçekli bir Renault 12 projesidir. Daha da özetle bize ait olan bir kültürün yaşatılması fikridir. Renault 12 bir Fransız otomobili olmasına rağmen benim yaptığım maket, 1977 London-Sydney Rallisi milli takımlar birincisi olan ekibimizin yarıştığı 2 otomobilden 34 ZN 833 plakalı otomobilin maketidir.

Müzelerde saklanması gerekirken, satılan ve günümüzde maalesef nerede oldukları belli olmayan dünya şampiyonu olmuş bu otomobillerimizin bir şekilde yaşatılması gerektiğini düşündüm. Renault 12’nin 1/43 ve 1/18 ölçekli modellerinin üretilmiş olmasına rağmen ben bugüne kadar hiç üretilmemiş olan kendi tercihim 1/24 ölçekli modelini kendi imalatım olarak yapmaya karar verip kolları sıvadım. Böyle bir tasarımla uğraşmaktan ne kadar büyük bir zevk aldığımı da tabii ki söylememe gerek yok…

34 ZN 833Bu otomobili sıfırdan meydana getirebilmek için ihtiyacım olan planlar elimde vardı.  Şasisinden dingil aralığına kadar yüzlerce kalem detay fotoğrafı ise hurdalık sahipleri ile münakaşa ede ede, köşe bucak dolaşarak, bazı ölçüleri elimle alarak temin ettim. Anadol’un da benzer bir hikâyesi var, bu modelleri resin kit halinde çıkabilmek de planlarım arasında.

Amacım bu arabaların maketlerinin bir yerlerde mutlaka yaşamalarını sağlamaktır.

Şahin taksi, köfteci minibüsü, Mahsun posterli tamirhane dioraması gibi yerli motiflerle uğraşmak bana ayrı bir haz vermekte, karpuz yüklü römorkuyla bir traktör de planlarım arasında.

34 ZN 833 Anadol Anadol
Kaportacı Dükkanı3 Mart 1974 THY DC-10

Korkut Varol'un tüm çalışmaları hakkında detaylı bilgilere http://www.korkutvarol.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Sizce Anadol ve Devrim otomobillerinin üretimleri devam etseydi bugün Türk Otomotiv Sanayindeki yeri nasıl olurdu?

Bu iki otomobil Türk Otomotiv Sanayi’ni elbette ki çok farklı bir yerlere taşırdı. Düşünün ki Devrim’in yapıldığı sene Hyundai fabrikası yoktu, 1967 yılında kuruldu (yani Anadol ile beraber sayılır)... Eğer Devrim ve Anadol yaşatılsaydı ikisinin de büyük Türk otomobil markaları olmamaları için hiçbir neden yoktu.

Korkut VarolPeki Devrim’in maketini yapmayı hiç düşündünüz mü?

Olmaz mı…. Tabii ki düşünüyorum. Hatta geçtiğimiz yıllarda bir Eskişehir seyahatim sırasında Devrim’i fotoğraflamak ve ölçülerini almak için Tülomsaş’a gittim. Ancak gerekli izinleri alacak yetkili kişi o günlerde kurumda yoktu. Ama bu proje de kafamda, bir gün mutlaka gerçekleştirmeyi planlıyorum. İnternetten ulaşabildiğim Devrim’e ait bütün kaynaklara ulaştım, elimde Devrim’le ilgili ciddi bir arşiv oluşmaya başladı.

Ben, Otomotiv sektöründe sadece 1983-1986 yılları arasında çalışabildim, sonra da ısıtma-havalandırma uzmanı olarak çalışmaya devam ettim. BMC’de Yavuz ve Fatih kamyonların kabin tasarımlarında bilfiil çalışmış biri olarak Devrim’in elle imal edilmiş o ham biraz da yamru yumru halinin gözüme ne denli güzel göründüğünü beni nasıl duygulandırdığını sizlere anlatamam…

Bir otomobilin gösterge panelinde Türkçe olarak ‘BENZİN’ kelimesini okuyabilmenin de çok güzel bir duygu olduğunu söyleyebilirim.

Sizce modelcilik ve koleksiyonculuk tamamen ayrı kavramlar mıdır?

Bu iki kavramın bütünüyle örtüştüğünü düşünmüyorum. Modelcilik ve maketçilik çok geniş uygulama alanı bulmuş hobi dallarıdır. Koleksiyonculukla örtüştüğü ve ayrıştığı noktalara örnekler vermek mümkün. Ben elinde binlerce yapılmamış kiti olan modelcilerin varlığından haberdarım. Biriktirdikleri kitleri yapıp bitirmek için bırakın kendi ömürlerini, torunlarının bile ömürlerinin yeteceğini sanmıyorum. Bu tip maketçilere Türkiye dahil dünyanın çeşitli yerlerinde rastlamak mümkün. Bu kimseleri aynı zamanda birer koleksiyoner veya toplayıcı olarak algılamak ta mümkün.  

Korkut VarolMaketçilik dışında başka bir hobi dalı ile ilgileniyor musunuz?

Hayır ilgilenmiyorum. Gençlik yıllarımda bir süre müzikle uğraşmıştım ama uzun süredir elime hiçbir müzik aleti almadım.

Bu hobi dalı ile ilgilenenlere iletmek istediğinizi mesajlar veya tavsiyeler nelerdir?

Maketçilik, model koleksiyonerliği, vs… adına ne derseniz deyin böyle bir hobi ile kişinin öncelikle kendisini tatmin etmek için, kendisini mutlu etmek için uğraşması gerektiğini düşünüyorum. Kimsenin kendini veya topladığı parçaları başkalarına ispat etmek gibi bir çabası olmamalıdır diyorum. İster hazır model koleksiyonerliği ister model imalatı olsun kişi aldığı veya yaptığı şeyden kendini mutlu hissediyorsa bu yeterlidir.

Maket imalatı yapan arkadaşların ise yüksek performansta bir sabır sergilemeleri gerektiğini düşünüyorum. Bu hobi dalına maymun iştahlı kimselerin girmelerini çok doğru bulmuyorum. Bazı durumlarda günlerce hatta haftalarca bir parçaya yoğunlaşmanın bu yapıdaki insanlara çok uygun bir durum olduğunu düşünmüyorum. İşin temeli ve olmazsa olmazı sabır sabır sabır…

Son soru olarak, sizi en çok heyecanlandıran ve en çok sahip olmak istediğiniz model nedir diye sorsak ne cevap verirsiniz?

Kuşkusuz ki Devrim derim.




©2008 www.ankaramodel.com info@ankaramodel.com